Gecikmeli de olsa Ay Yapım'ın Son dizisini izleme fırsatım oldu.Son, isminde çok şey barındıran bir dizi aslında. Böyle basit bir ismi seçerek anlatmak istediklerinin derinliğini koymaya çalışmış bence senarist. Bu kez senaryoda her zaman alışık olduğumuz Ay Yapım yüzleri Ece Yörenç Melek Gençoğlu ikilisi yerine farklı bir yüz var bu arada. Berkun Oya senaristi olduğu diziyle ilgili konuşurken Ezel'den daha iyi bir kurgusu olacağına inandığını söylemiş. Ezel'in bir Monte Kristo öyküsü olduğunu ilk bölümden anladığımızı, fakat Son'un o kadar çabuk çözülemeyeceğinden bahsetmiş. Bu noktada kendisine hak verdim, ilk defa bir dizi bende bu kadar çabuk etki bıraktı aslında. Genelde dizileri özellikle kayıttan ve bilgisayardan izliyorsam X30 ile geçerek izlediğim varsayılırsa, Son'un hiçbir sahnesini atlayamamam bence senaryo açısından büyük başarı, gereksiz sahne yok demektir.
İlk bölüm için güzel seyler söylemek kolay değildir genelde dizilerde, hayal kırıklığı yaratan çok fazla dizi oluyor ilk 10 bölüm geçip de olaylar tıkanınca. Eğer önceden planlanmadıysa senaryonun gidişatı, reytinglere göre yön veriliyorsa vay halimize zaten. Bazen çok farklı planlanan hikayeler de sapıtabiliyor. Son eğer bu çizgisini bozmadan devam ederse senaryo ve heyecan bakımından bir sorunu olmaz gibi gözüküyor. Zira dizinin 25 bölümden oluştuğu ve her bölümün cümlelerinin hatta final cümlesinin bile belli olduğu söyleniyor.
Gelgelelim diğer iddialara. Acaba dizi Lost'un bir çakması mı? Uçak düşme sahnesi akıllara ilk bu ihtimali getirse de izledikçe uçağın sadece bir kamuflaj olduğu görülüyor. Her kompleks icerigi olan ve sırlar barındıran diziye Lost denmesi saçma olur ayrıca bir uçak düştü diye. Daha sonra finalde yine bir uçak düşme rivayeti söz konusu, bu dizinin Lost çakması iddialarını arttıracak cinsten ne yazık ki.
Oyunculara gelince,her zaman rolünün hakkını veren Erkan Can ve Yiğit Özşener'e diyecek lafım yok zaten. Ancak Engin Altan Düzyatan biraz hayalkırıklığı yarattı ilk bölümde. Saçlarının acil değişmesi gerek zaten. Berrak Tüzünataç tam kendisinden beklenen bir rolle karşımızda aslında. Nehir Erdoğan da aynı şekilde,bir gün iyi aile kızı, eşi, annesi rolünden sıyrılıp riskli bir rol alacak mı diye merak etmiyor değilim. Bu dizide de en iyi olduğu şeyi yapıyor zaten; bol bol ağlıyor. Zaten Yabancı Damat haricinde güldüğü ve güldürdüğü bir dizi de hatırlamıyorum. Oyunculuğu nispeten gelişmiş olsa da bu hanım kızımızın hala nasıl başrol alabildiğini anlamış değilim, zira bu role çok daha uygun insanlar bulunabilirdi. Neyse, ilişkiler deyip geçelim en iyisi ve kendisinden dizi ilerledikçe şaşırtan bir performans görmeyi dileyelim.
Uğur Polat'ı henüz görememiş olsak da kendisinin oyunculuğuna zaten lafım yok,en iyi şekilde canlandırdığından eminim karakterini. Çekimler ve mekan kullanımını başarılı bulmuş olsam da mantıksal tutarsızlıklar da yok değil. Örneğin oğlunun okulu Sarıyer'de olan bir insan neden Sabiha Gökçen'den bilet alıp Avrupa yakasının sabahki köprü trafiğini göze alır ki? İran'la bağı olan dizinin Doğu sahneleri bence özellikle ilgi çekici,konu ilerledikçe insan merak da ediyor: "Acaba birilerinin kuyruğuna basıyor mu bu dizi?"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder