30 Haziran 2012 Cumartesi

Hangi Bağın Bağbanısan Gülüsen Gülüsen Aldın Aklım Ettin Beni Deli Sen Aman

Yaz sezonu geldi malum. Diziler de okullarla beraber tatile girmeye başladı. Sezon finalleri ya da finaller eşliğinde sevdiğimiz karakterlere veda ediyoruz yavaş yavaş. E diziler tatile girdikçe yerlerini de yaz dizileri alıyor malum. Boşluktan yararlanıp izleyicileri kaptırmadan ekranlardaki hegemonyasını sürdürmeye çalışan kanalların başında Kanal D geliyor. Pazartesi günleri yüzyıllardır aynı sezon finali tipi ile devam eden Arka Sokaklar’ın seyirci kitlesini yaz sezonunda Sultan ile oyalamayı düşünüyor sanırım.
Nurgül Yeşilçay ile Şahin Irmak’ın başrollerini paylaştığı Sultan Diyarbakır’ın çok farklı bir yüzünü sunuyor aslında bize. Alıştığımız ağalı töreli vurdulu kırdılı insanlar aileler kan davaları yerine bildiğimiz yurdum insanını gösteriyor bize. Yan rollerde Nur Sürer, Settar Tanrıöğen, Seray Gözler gibi yılların tecrübeli oyuncular olan dizibazı dezavantajlara sahip elbette. Bunların en başında Nurgül Yeşilçay’ın olamayan oldurulamayan aksanı geliyor maalesef. Beni bilenler bilir, çok severim Nurgül Yeişçay’ı. Ama Gülsüm olarak, Bahar olarak. Aksansız, İstanbul kızı rollerinde eyvallah. Ama ne Ezogelin’de ne de Sultan’da olmuyor, yapamıyor. Aksan yapacağım diye kaba saba birşeyler çıkıyor ortaya.
Dizinin diğer bir handikapı da Şahin Irmak. Çok Güzel Hareketler Bunlar’dan tanıdığımız Irmak özellikle Hıyarlı Baba  tiplemesi ile gönüllere taht kurdu. Şu hayatta en çok güldüğüm karakterlerin başında geliyor Hıyarlı Baba. Ve fakat, duygusal rollerde bir o kadar sırıtıyor. İlerki bölümlerde ne olur bilemem ama şu anda her kaş çatışının ardından ‘Faruuuk, baktım vallaha gerizekaaalı’ diyecek gibi geliyor, elimde olmadan gülüyorum.
Hikaye şimdilik ilgi çekici ama Şeyhmus’un neden dönmediği, François’in kimin oğlu olduğu falan ortaya çıkınca aynı heyecan kalır mı bilemem, yan hikayelerin daha çok gelişmesi şart. En büyük gereksinimi ise Sultan’ın gönlünün kayma ihtimali olan bir başka erkek oyuncu. Zira kıskanma ve kıskandırma olmazsa bu Türk erkeklerinin aşklarını farkedeceği yok, Türk dizisi klasiği işte. Yaz sıcağında Diyarbakır’da çekimlerin nasıl devam edeceği ise benim için bir diğer merak konusu.

Fatmagül'ün Suçu Yokmuş Meğersem

Mukaddes’in memeleri, Kerim’in yağlı saçları, Fatmagül’ün alınmayan kaşları gibi göz bozan unsurlarına rağmen iki sezondur başarıyla izlenen Fatmagül’ün Suçu Ne ekranlara veda etti. Rivayetlere göre daha da uzarmış ama Kenan Doğulu sevgilisi Beren Saat’in tüm zamanına el koyduğu için böyle bir kararı desteklememişmiş. Öyleyse de sağolasın Kenan, ilerlemeyen dizileri ilerletmekte azimli olan Kanal D, konuyu Fatmagül’ün kızının yaşayabilme ihtimali olan ‘annemi Google’da arattım karşıma ne çıktı’ travmasına kadar götürebilirdi.

Ha final seni tatmin etti mi diye soracak olursanız, orası tartışılır. Anlaşılmaz biçimde ilk bölümün görülmeyen sahneleriyle başladı dizi. ‘Ayarlar mı bozuldu ne kafa bu’ diye düşünürken eski yüzleri gördük sevindik. Dizinin eski oyuncularına da finalde yer vererek iyi yaptı aslında senaristler. Sonlara doğru da anlaşıldı ki Fatmagül ile Kerim’in olayları hiç yaşamamış kabul etmeleri sağlanmaya çalışılmış. Buna göre de Kerim Fatmagül’ün tecavüze uğramasına izin vermemişti.
Dizinin beni en mutlu sahnesi şüphesiz ceza sahnesi idi. O cezalar açıklanırken yüreğimin yağları bir eridi ki sormayın gitsin. Arada kaynayan Erdoğan oldu, en çok cezayı o aldı. Ve fakat Mukaddes de keşke bir hapse girseydi de burnu sürtülseydi diye geçirmedim değil. Rahmi ile çocuklara biz bakıverirdik 1 sene, nolucak.  Sonundaki sosyal mesaj bölümü de çok başarılıydı. Türk toplumu balık hafızalıdır, bir süre sonra en iğrenç davranışlara ve suçlara bile alışıverir, sıradanlaştırır. ‘Aman napalım bizim mi başımıza geldi’ der, duyarsızlaşır vakalara sanki herhangi birimizin bir güvencesi varmış gibi bu dünyada. Bir nebze olsun hatırlatmaya yardımcı olmuştur belki Fatmagül’ün finalde saydığı davalar.
Ancak biz daha ne olduğunu anlayamadan dizi bitti. Ne adam gibi bir sahne görebildik dava sonrası yaşamları ile ilgili, ne de ceza alanların yaşadıklarını. Şahsen ben sürünen Reşat Yaşaran’ı, intihar eden Erdoğan’ı, hapiste kimbilir hangi pis işlere bulaşacak olan Münir kelini merak ediyordum. Bu açılardan dizi beni hayal kırıklığına uğrattı. Genelde finallere kadar dizilerini başarıyla getiren Ay Yapım neden finallerde tıkanıp kalıyor bunu sorgulamak şart.

11 Haziran 2012 Pazartesi

Sonunda Politikaya da El Attım; Kürtaj, Doğum Kontrol ve Geri Kalan Herşey

Başlığa kanmayın, anlatacağım her konuyu (politika bile olsa) dizilere bağlarım. Bu sefer de klişeleri bağlayacağiım. Dizilerin olmazsa olmazı klişeler, bazen insanı izlemekten soğutuyor valla. Benim gibi dizi bağımlılarını bırakın, normal izleyici olan bile senaryo uzmanı haline geldi. Final haftası nedeniyle aksattığım dizilerime tam gaz devam ettim, ardarda hap haline getirip kompakt şekilde izleyince istisnalar hariç gidişatın tahmin edilebilir olduğunu anlamak uzun sürmedi.

Son bu dönemki en büyük istisna idi benim için, fakat sona yaklaştıkça (şu anda spoiler veriyorum ama) Halil'in herşeyin arkasındaki adam olduğu sinyalleri çıktıkça inanılmaz hayal kırıklığına uğradım. İnsan çok daha yaratıcı şeyler bekliyor ne bileyim, üzüldüm yani. Ama mesela sıradanlığa bürünen Adını Feriha Koydum son bölümde tahmin edilemezlerle izleyiciyi şaşırttı. Dizi dünyasının da beni kandıracağı günler gelecekmiş demek ki :(

Bunlar dışındakiler nedir derseniz, ilk cümlemde belirttiğim klişeler onlarda aynen devam. Türk filmleri ve dizilerle büyümüş nesil olarak hamileliği nasıl anlarsınız dediğinizde cevap adetin gecikmesi, doktora gitmek ya da test yapmak değildir emin olun. A şıkkı mideniz sürekli bulanır, dördüncü defada kusarken aynaya bakarsınız ve bir anda gözleriniz "ohhh yooo" haline gelir. B şıkkı aniden bayılmalar başlar ve biri akıl edip sonunda "Kız sen hamile olmayasın?" der. İlerde bunlardan biri başımıza gelmezse doğuma kadar hamileliği anlamayacak bir nesil olmuş olabiliriz. Bu en sevilen senaryo 'aldatmacası' bu hafta Yer Gök Aşk'ta gerçekleşti, kızımız hamileliğini 4.ayında bayılarak öğrendi. Yuh! İnsan 4 ay nasıl farketmez diyorum, başka da bir şey demiyorum. Entrikalı hayat bu olsa gerek, hareketlilikten adet düzeni tutamamış besbelli.

En sevilen ikinci klişe ise lösemi-ilik-kardeş üçlüsü. Lösemi belirtilerini ben bile öğrendim artık, böyle bir hastalık böyle basit şekillerde tasvir edilmemeli, alet edilmemeli senaryolara, o başka bir tartışma konusu zaten. Ne zaman Zümrüt Taşkıran torunu Çınar Berk'te morluklar gördü, üstüne üstlük çocuğun ateşi inmedi, o zaman anında "Çocukta lösemi çıkacak, kardeş iliğine ihtiyac duyacaklar" dedim. Lale Devri senaristleri de beni tabi ki yanıltmadılar, hastalık teşhisi koydular. Amaç seyirciyi süründürmekse evet, baya bir helak falan ama önemli soru şu; ilik nerden gelecek? Babaları aynı, anneleri de kızkardeş olan DNA'sı herhalde yüzde 90 falan aynı olan ablası Lale'den değil; tabi ki üreme mucizesi, ceketini attığını hamile bırakan Çınar'in ikinci karısı Toprak'tan doğacak bebekten ilik çıkacak. İlahi adalet işleyecek,yuvasını yıktığı kadından oğlunun yaşaması için yardım dilenecek Yeşim, böylece izleyici bir oh çekecek "Eee etme bulma dunyası" diyecekler, sanki hastalık kötünün başına geliyormuş, bebeğin hastalığının annesinin günahları ile bağlantısı varmış gibi.

Bir de ilk seferde hamile kalmak var ki evlere şenlik. Cemil İffet'e tecavuz eder kız anında hamile kalır. Kerim'le Fatmagül'ün ilk seferleri meyve verir, 4 ay sonra karnı burnundadır Fatmagül'ün resmen. Cemil, Leyla ile bir akşamüstü çayı süresince falan beraber olur, 10 sene sonra bir öğrenir ki kadın hamile kalmakla yetinmemiş bir de ikiz doğurmuş! Bu ne bereketli spermdir kardeşim, bu kadar çocuksuz çift senelerce uğraşırken yarısı istenmeyen bebek olan bu bebekler senaryolarda harcanıyor valla, yazık günah.

Çınar Ilgaz ve Yusuf Hancıoğlu karakterleri hakkında yorum bile yapmayacağım. Pek sevgili başbakanımız emretmiş olacak ki, her aileye 3 çocuk kampanyasının neferleri olmuşlar adeta. İkisi zorlarlarsa bir futbol takımı kurabilirler Kayseri'den bir kaç seneye. Bu kadar yapılan çocuklar büyüklerin politikasına ait olmaktan başka iş de görmüyorlar. Sevgili Seda Ablam'ın hatırlattığı üzere bir zamanlar dizinin üzerine kurulduğu, karakterlerinin tanışmasına vesile olan Rüzgar bebek vardı, ne oldu ona? Öldü falan herhalde o kadar uzun süredir yok. Yer Gök Aşk senaristlerini duyarlılığa çağırıyorum.

Siyasal gündemimize çok uyan bir yazı oldu sanırım istemeden. Diziler de istemeden de olsa (belki de isteyerek kimbilir) bu politikayı destekliyorlar sanırım. Doğum kontrol diye bir şey var haberiniz oldu mu, koskoca şehirli okumuş erkeklere ben öğreteyim prezevatif kullanmayı isterseniz? Kürtaj zaten hak getire, geleni doğuruyorlar maşallah. E hepsi üçer de çocuk yapıp ıkına sıkına 67 saatte sezeryansız doğururlarsa da tamamdır. Allah kimseyi senarist eline, benim de dilime düşürmesin, Âmin.