Başlığa kanmayın, anlatacağım her konuyu (politika bile olsa) dizilere bağlarım. Bu sefer de klişeleri bağlayacağiım. Dizilerin olmazsa olmazı klişeler, bazen insanı izlemekten soğutuyor valla. Benim gibi dizi bağımlılarını bırakın, normal izleyici olan bile senaryo uzmanı haline geldi. Final haftası nedeniyle aksattığım dizilerime tam gaz devam ettim, ardarda hap haline getirip kompakt şekilde izleyince istisnalar hariç gidişatın tahmin edilebilir olduğunu anlamak uzun sürmedi.
Son bu dönemki en büyük istisna idi benim için, fakat sona yaklaştıkça (şu anda spoiler veriyorum ama) Halil'in herşeyin arkasındaki adam olduğu sinyalleri çıktıkça inanılmaz hayal kırıklığına uğradım. İnsan çok daha yaratıcı şeyler bekliyor ne bileyim, üzüldüm yani. Ama mesela sıradanlığa bürünen Adını Feriha Koydum son bölümde tahmin edilemezlerle izleyiciyi şaşırttı. Dizi dünyasının da beni kandıracağı günler gelecekmiş demek ki :(
Bunlar dışındakiler nedir derseniz, ilk cümlemde belirttiğim klişeler onlarda aynen devam. Türk filmleri ve dizilerle büyümüş nesil olarak hamileliği nasıl anlarsınız dediğinizde cevap adetin gecikmesi, doktora gitmek ya da test yapmak değildir emin olun. A şıkkı mideniz sürekli bulanır, dördüncü defada kusarken aynaya bakarsınız ve bir anda gözleriniz "ohhh yooo" haline gelir. B şıkkı aniden bayılmalar başlar ve biri akıl edip sonunda "Kız sen hamile olmayasın?" der. İlerde bunlardan biri başımıza gelmezse doğuma kadar hamileliği anlamayacak bir nesil olmuş olabiliriz. Bu en sevilen senaryo 'aldatmacası' bu hafta Yer Gök Aşk'ta gerçekleşti, kızımız hamileliğini 4.ayında bayılarak öğrendi. Yuh! İnsan 4 ay nasıl farketmez diyorum, başka da bir şey demiyorum. Entrikalı hayat bu olsa gerek, hareketlilikten adet düzeni tutamamış besbelli.
En sevilen ikinci klişe ise lösemi-ilik-kardeş üçlüsü. Lösemi belirtilerini ben bile öğrendim artık, böyle bir hastalık böyle basit şekillerde tasvir edilmemeli, alet edilmemeli senaryolara, o başka bir tartışma konusu zaten. Ne zaman Zümrüt Taşkıran torunu Çınar Berk'te morluklar gördü, üstüne üstlük çocuğun ateşi inmedi, o zaman anında "Çocukta lösemi çıkacak, kardeş iliğine ihtiyac duyacaklar" dedim. Lale Devri senaristleri de beni tabi ki yanıltmadılar, hastalık teşhisi koydular. Amaç seyirciyi süründürmekse evet, baya bir helak falan ama önemli soru şu; ilik nerden gelecek? Babaları aynı, anneleri de kızkardeş olan DNA'sı herhalde yüzde 90 falan aynı olan ablası Lale'den değil; tabi ki üreme mucizesi, ceketini attığını hamile bırakan Çınar'in ikinci karısı Toprak'tan doğacak bebekten ilik çıkacak. İlahi adalet işleyecek,yuvasını yıktığı kadından oğlunun yaşaması için yardım dilenecek Yeşim, böylece izleyici bir oh çekecek "Eee etme bulma dunyası" diyecekler, sanki hastalık kötünün başına geliyormuş, bebeğin hastalığının annesinin günahları ile bağlantısı varmış gibi.
Bir de ilk seferde hamile kalmak var ki evlere şenlik. Cemil İffet'e tecavuz eder kız anında hamile kalır. Kerim'le Fatmagül'ün ilk seferleri meyve verir, 4 ay sonra karnı burnundadır Fatmagül'ün resmen. Cemil, Leyla ile bir akşamüstü çayı süresince falan beraber olur, 10 sene sonra bir öğrenir ki kadın hamile kalmakla yetinmemiş bir de ikiz doğurmuş! Bu ne bereketli spermdir kardeşim, bu kadar çocuksuz çift senelerce uğraşırken yarısı istenmeyen bebek olan bu bebekler senaryolarda harcanıyor valla, yazık günah.
Çınar Ilgaz ve Yusuf Hancıoğlu karakterleri hakkında yorum bile yapmayacağım. Pek sevgili başbakanımız emretmiş olacak ki, her aileye 3 çocuk kampanyasının neferleri olmuşlar adeta. İkisi zorlarlarsa bir futbol takımı kurabilirler Kayseri'den bir kaç seneye. Bu kadar yapılan çocuklar büyüklerin politikasına ait olmaktan başka iş de görmüyorlar. Sevgili Seda Ablam'ın hatırlattığı üzere bir zamanlar dizinin üzerine kurulduğu, karakterlerinin tanışmasına vesile olan Rüzgar bebek vardı, ne oldu ona? Öldü falan herhalde o kadar uzun süredir yok. Yer Gök Aşk senaristlerini duyarlılığa çağırıyorum.
Siyasal gündemimize çok uyan bir yazı oldu sanırım istemeden. Diziler de istemeden de olsa (belki de isteyerek kimbilir) bu politikayı destekliyorlar sanırım. Doğum kontrol diye bir şey var haberiniz oldu mu, koskoca şehirli okumuş erkeklere ben öğreteyim prezevatif kullanmayı isterseniz? Kürtaj zaten hak getire, geleni doğuruyorlar maşallah. E hepsi üçer de çocuk yapıp ıkına sıkına 67 saatte sezeryansız doğururlarsa da tamamdır. Allah kimseyi senarist eline, benim de dilime düşürmesin, Âmin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder