24 Temmuz 2012 Salı

Ne İnkar Ne İtiraf Bu Yalnızca Sitem

Rahmetli babaannemin hayatta en sevdiği şey 'kahırlanmak'tı. Bizim oraların kültürüne özgü bişi belki de, herkese sitem etsin, eleştiri yapsın bayılırdı. Kötü falan oldugundan değil, yanlış anlaşılmasın, dünya sevimlisi bir insandı ama iki gün aramasak üçüncü gün hemen 'kahırlanmaya' başlardı.  "Efendime söyleyeyim, kız bir aramadınız, ölsek kalsak ruhunuz duymaz, bir gariban annemiz vardı dersiniz vs vs." Ömrümde gördüğüm en gariban olmayan kadındı ya, neyse.

Bazen ondan bana geçen en kötü özellik bu diye düşünüyorum. Deger verdigim, aynı oranda bana deger verdigini düşündüğüm insanlar tarafından  hayal kırıklığına uğradığımda ben de aniden babaannemin moduna bağlıyorum, şakanın altında gerçek payı içeren sitemler, laf sokmalar falan. Halbuki eski ben olsam, umrumda mı olurdu? Neden benim payıma düştü acaba bu huy? Evren bana "artık daha fazla enayi olma, sömürülme!" mesajı mı vermeye çalışıyor?

Sonra düşünüyorum, Evren cidden haklı yahu.  Kime, neye kahırlanmayayım ki ben? Arkadaş, kanka, can ciğer her ne ise gördüklerimin hayatlarında olan biteni aylar sonra duymama mı? Akıl, fikir soran insanların tersini yapıp bir de saklamalarına mı? En zor gününde yanında olduğunun senin moralsiz olduğun günde sıkılmalarına mı? Hiç değmeyecek insanları başımın üstüne etsinler diye çıkarmış olmama mı? Arkadaşlık anlayışı yeni grup, çevre ya da sevgili bulunca değişenlere, yüz çevirenlere mi?

Aylar, yıllar hatta bir ömür gibi geçen sürelerden sonra insanların hiçbirşey olmamış gibi davranma çabalarına mı? Hastalıkta, ölümde gerçek yüzlerini gördüklerimin yıllar sonra arayıp sorma, görüşme isteklerine mi? Hangilerine sitem etmeyeyim, kahırlanmayayım sizce? Sonra sen çok değiştin, asabileştin falan diyorlar. Gözüm açıldı sadece demekle yetiniyor, sizlere benden uzak, sinirden stresten ırak olduğunuz günler geçirmenizi diliyorum.