30 Aralık 2011 Cuma

Feriha: Bir Çöp Masalı

Bugünlerde bit pazarına nur yağmış gibi eski diziler yeniden ortaya çıktı. Sabahları Asmalı Konak öğleden sonraları İkinci Bahar hayatıma renk katıyor valla. Eski dizilerin tadı tuzu yenilerin hiçbirinde yok. Uzun uzadiya sahneler, gereksiz bakismalar, 120 Dakikanın 45'inde sarılıp sarılıp yeniden verilen flashbackler insanın icini bayıyor bence. Eski dizilerdeki kısa ve net anlatım, şarkılarla süslenmemiş görüntüler ve seyirciyi salak yerine koymayan senaryolar yeni dizilerde yok. "Adını Feriha Koydum" bunun en büyük ornegi. Yukarda bahsettigim negatif özelliklerin hepsi Feriha'da bol bol mevcut.

Asmalı Konak izlerken farkettim ki diziler minimum 45 maksimum 60 dakika sürüyormuş eskiden. Anlatılmak istenen kısa ve net sekilde ortaya konuluyor. Adını Feriha Koydum ise 20.00'da özet kisvesi altında başlayıp 23.30'a kadar devam ediyor, bütün cuma akşamlarını kitliyor. İyi bir Feriha izleyicisi olup acemilerin düştüğü hatalara düşmemek için neler yapmanız gerektiğini bilmek istiyorsanız yazının geri kalanını dikkatle okuyun.

İyi bir Feriha izleyicisi eğer önceki bölümü izlediyse televizyonun basına 21.00'dan once geçmez, zira yeni bölümün söylenen saatten sonra en geç başladığı iki dizi varsa birinin Öyle Bir Gecer Zaman Ki, digerinin de Adını Feriha Koydum olduğunu söyleyebilirim. Başladığı andan itibaren yaklaşık 3 dakika sonra hemen reklama girmezse olmaz zaten. Reklamlar süresince altta gecen 'şimdi' yazısına kanmayın reklamlar 7 Dakikadan az sürmez. O sürede çay demleyebilir, bilgisayarda iki el okey oynayabilir hatta bakkaldan çekirdek alıp dönebilirsiniz. İyi bir dizi izleyicisi olarak flashbackler boyunca da televizyon yerine başka ilgi alanları bulmalısınız zira izleyicileri salak yerine koyan uzun uzadiya gecmis sahneleri insanı biktirabilir. İzleyici salak mı " aaa böle mı olmuştu?" desin? Başka bir detay da Feriha'nin babası Rıza ile ilgili. Siz siz olun Rıza'nin konuşmasının tamamını dinlemeye kalkmayın, mümkünse sesi kapatın, mute'a alın ne bilirim yapın bisiler. Diğer karakterlere gelirsek gece sinir harbinden uykusuz kalmak istemiyorsanız Sanem'in orospuluklarina, Cansu'nun ıslak odunla tamir edilmesi gereken intikamci psikopatligina, Hande'nin zavallı Koray'a köpek muamelesi yapmasına tahammül edebilmek için pasiflora ile izleyin diziyi mümkünse rezene cayı papatya cayi falan için.

Ayrıca dizi boyunca lutfen dovunmeyin "Bizi neden Emir'imiz/Koray'imiz/Levent'imiz yok?!" diye, gerçekçi olun. Hem ogrencisinin hem hocasının böyle yakışıklı olduğu ve hepsinin hayatlarını yasamak yerine ellerinde birer yüzük, baglanicaklari kız aradıkları ortam yok arkadaslar. Emir'in gece klübü var; adam adı üstünde 'veliaht', Koray desen kızlar yatağına girmek için yarasiyor, Sanem Levent'e verecek diye ne yapacagını şaşırıyor ama hepsi birer salak kıza asık yanıp bitiyor, etraftaki kiz sürülerine bakmıyorlar falan. Hangi dunya bu yani, hangi okulmus biz de bir gidip nasiplenelim. Neyse yeni yıl oncesi bu gercek üstü dünyaya takilip sinirlerimizi bozmayalım, daha da yorum yapmam bu konuda söyleyeceklerim bu kadar sayın hakim.

29 Aralık 2011 Perşembe

Fatmagul'un Sucu Yok Biz Onu Bihter Sandık

Dinledikten bir süre sonra maalesef dilime dolandı bu tezahürat. Tecavüzün saka yollu da olsa mesrulastirilmasi aslında altında yatan niyet. Bihter olarak kocasının yeğenine "veren" Beren Saat, Fatmagul olunca bu sucu hak etmiş, en kötü olarak halkta 'kafa karışıklığına sebep olmuş' da 'yanlışlıkla tecavuze ugramis' izlenimi yaratılmış bu cümle ile. Tabi taraftarın bu kadar derin düşündüğünü ben de sanmıyorum yazılım esnasında bunlar benim nacizane düşüncelerim. Düşünüldüğünde tecavüzün cezalandırılması gibi son derece hassas bir konuyu işleyen diziye böyle bir tezahürat üstünden gönderme yapılması elbette üzücü. Zira "Fatmagul'un Sucu Ne?" daha once hiç ciddi olarak işlenmemiş bir konuyu ele alıyor.

Kitaptan dizi yaratmadaki başarıları ile bilinen Ay Yapım'in en ağır ilerleyen dizisi aslında. Daha once "Dudaktan Kalbe" " Yaprak Dökümü" "Askı Memnu" ve elbette "Ezel" ile Turk televizyonlarına damgasını vurmuş bu şirket ve senaristleri Ece Yorenc ile Melek Gencoglu risk almadan yollarına devam ediyorlar. Daha once filmi çekilmiş veya kitabı büyük başarılara imza atmış eserleri yeniden yorumlamak hem kolay hem zor aslında. İnsanların beklentileri daha yüksek oluyor,illa daha once izledikleri, okudukları ile karşılaştırıyorlar. Bunu her dizinin başaramadığını Hanımın Çiftliği'de gördük. Büyük umutlar ile başlayan diziyi götüren tek insan Mehmet Aslantug'un da rol gereği öldürülmesi ile dizi ivmesini kaybetti. Ancak Ay Yapım bunu kolayca başardı, senaristlerin hayatın icinden insan manzaralarını ve yaşanmış olayları anlatmadaki ustalığı ile özellikle 90 sayfalık mizacın bir kitap olan Yaprak Dökümü dört buçuk sezon büyük basarılar elde etti. Beğenirsiniz beğenmezsiniz "Hersey de bu ailenin mı basına gelir abi?" "Ailede Oğuz'a vermeyen bı Ayse kaldı herhalde haha" diye alay edersiniz orası size kalmış. Şahsen benim de izlemeye bazen yüreğimin dayanmadigi bir diziydi. Ay Yapım izleyicilerin beklentilerini de iyice yükseltti, zira halkı anlatıyorlardı artık. İste Fatmagul bu beklentilerle ve daha once Bihter'deki tutkuyu saf masum Fatmagul'e yansitip yansitamayacagi tartışılan Beren Saat polemikleri ile yayınlanmaya başladı.

Su ana kadar ciddi olarak işlenmese de tecavüz dizilerin vazgeçilmezi aslında. Diziye hız mı gerekiyor, patlat hemen bir tecavüz garanti 10 bölüm. Bu yargidan farklı bir imaj yaratılmaya çalışılmış bir dizi bu, zira tecavüz ana konu. Bugüne kadar yapılan tecavüzler aslında tek tip; daha once birbirlerini sevmiş ya da ileride sevecek olan insanlar arasında gecen tecavüz. Halk bu tecavüzleri bence ciddiye almıyor, Turk toplumu olarak vah vah'lansa da kafalarının bir yerlerinde "kocası/sevgilisi yabancıya gitmedi(!)" ya şa "adamı tahrik etti, yani o da insan" düşüncesi geciyordur. Öyle Bir Gecer Zaman Ki'deki Ali'nin eski karısı Cemile' ye tecavüz etmesi "eski koca" kontenjanından unutuldu gitti. Asmalı Konak'ta Seymen Aga kendisinden kaçan karısı Bahar'la başlayan tutkulu sevismesini tecavuz ile sonlandirdi, kimse yadirgamadi. Kimse de tutup "ağasın magasin, tutkulu ask yasıyorsunuz falan ama tecavuz ne ayak" demedi. Ezel'de Cengiz Eysan'a tecavuz etti "e terkedildi eski koca bilmemne" diye kabul gördü Cengizciler tarafından. Tecavuz hiçbir zaman kanun tarafından cezalandırılmaya kalkilmadi. Canan dizisinde Canan tecavüzcüsünü kendi yöntemleri ile öldürdü, intikamını aldı. Nedir bunların temelinde yatan? Haddimi cok asmazsam bence bu Türkiye'deki genel yargı, üstünün örtülmesi lazım olan bir olay. Tecavuz kadının ayıbı gibi görülüyor, kuyruk sallamanin sonucu olarak yorumlanıyor. Zaten tecavuz mağdurlarının yüzde doksanı polise gitmek yerine ya içlerine kapanıyor ya da intiharı seciyor ülkemizde, neden diziler de buna çanak tutsun? Ama maalesef diziler de Türkiye'deki tecavüzün mesrulastirilmasina katkıda bulunuyor, yargılanması ve kurbanın itiraf etmesi ile ilgili destek vermiyor. Gereksiz ajitasyon ve uzun uzadiya dram yaratıyorlar bu skandaldan, böylece konu uzuyor. Halbuki medyanın toplumun gelismesindeki en önemli araçlardan biri olduğu gunümüz Türkiye'sinde tecavüzün örtbas edilmesi yerine itiraf edilmesi desteklenen diziler çekilse fena mı olur? Fatmagul iste bunu başarmak amaçlı yola çıktı, umarım vazgeçmez de dizi tecavüzcüsüne asık olup Stockholm Sendromu tadinda yasayan Fatmagul'un kırık dökük hikayesi ile sınırlı kalmaz, adalet yerini bulur.

28 Aralık 2011 Çarşamba

Hurrem Sultan: Yuva Yıkan mı Saltanat Yapan mı?

Elestirilere ragmen Muhtesem Yuzyil dizisi son gaz devam ediyor, hatta kendine yeni kanal bularak reyting dedikodularina ayar veriyor. Begenirsiniz begenmezsiniz oyunculugu; tarihin yansitilmasini kotu bulursunuz bulmazsinz, orasi size kalmış. Nacizane fikrim daha once 35 yasindaki Gülben Ergen'in 16 yasindaki Hurrem'i oynadigi, Ali Sürmeli'nin muhtesem oyuncuguluna ragmen takma kizil saclarin ve cakma Topkapı Sarayı dekorunun kurtarmadigi Hurrem Sultan disizinden sonra bu dizi ilac gibi geldi Turk tarihinin yansitilmasina. Elbette eksikleri var ama bu da bir kurgu, ekledikleri ve cikardiklari olmak zorunda. Meral Okay abarttigi bazi anlar disinda tarihle paralel gidiyor bence. Kiyafetler icin yapilan 'Tudors cakmasi' 'o zamanlar böyle dekolte mi varmis cik cik' aciklamalarini hem yerli hem yersiz buluyorum. Padisahin hamamda ciplak duran kizlardan odalik sectigi bi donem arkadaslar, cariye olmanin bir numarali sarti guzellik ve seksapalite. Adam metafizik tartismak için almiyor yatagina bu kizlari degil mi? E herkes de olani gosterecek haliyle.

Dekolte disindaki yorumlar hakli ama, ne tac ne saten kuyruklu kiyafetlerin oldugu bir donem değil 16.yy. Onu da masal kurgusundan dolayi hos goruyorum. Fakat ufak elestirim; kadinlarla erkeklerin bu denli sik ayni ortama girmesinde. Hurrem oyle elini kolunu sallayarak Hasoda'ya girse, İbrahim ile bir odada 5 dakikadan fazla kalsa ya da Malkocoglu Bali Beyle kankaya baglasa hakkinda cikacak dedikodulari duymak bile istemem. Ve son olarak; din unsurunun abartildigini hukumetin ve hatta Nur cemaatinin bunda payi oldugunu soyleyenler: sacmalamayin arkadaslar adam halife, islamin bekcisi devlet de adi ustunde musluman devlet. Laik olmak gibi bir amaclari olmadigina eminim. Elbette islam kisvesini kullanarak insanlara hitap edecek padişah, şeyhülislama danışacak, mevlut okunacak haremde ne bileyim Kanuni namaz kilacak. Bence yapmasalar Osmanli kulturune hakaret olurdu. Kadinlarla erkeklerin bu kadar rahat gorusebilmesi saraydan surekli cikmalari zaten yeterince yanlış bir yansıtılma Osmanlı adetlerini, zira haremden bir defa cikan oyle kolay geri donemez nerde Hatice Sultan'a komsuculuga gitmek.. Biz de bayanlar olarak laik Cumhuriyetimizin kiymetini bilelim su zamanlari gordukce diye daha dikkatli izlenmeli hatta dizi.

Basligimiza geri donecek olursak;Hurremciler, Mahidevrancilar ve Kanuni mutlu olsun da ben baska bisi istememciler olan uce ayrilmis durumdayiz. Hurrem'in Mahidevran'in mutlulugunu aldigini dusunenler de var, kendi aski icin savasti haketti diyenler de. Aslinda yuva kavrami harem icindeki iliskilerde ne kadar dogru bilinmez, zira Mahidevran sadece Baskadini Kanuni'nin, karisi degil. Nikahın Yildirim Bayezid zamanindan beri yasak oldugu bu imparatorlukta hicbir kadin padisah ustunde zaten mulkiyet iddia edemez. Ancak rakibini zehirler, kaynar suyla guzelligini yakar, bebegini bogdurur padisahi elinde tutmak icin. Bu durumda Hurrem'in İsabella'ya actigi savas da hem manali hem manasiz. Manali cunku elinde tutabilmek icin Kanuni'yi yüzyılların metodlarini deniyor, manasiz cunku o da bir kole, hanimi degil padisahin; valide sultan olmadan hicbir hakki yok. Yoksa var mi? Bu aksam ortaya cikacak zannimca.

Hurrem'e seytan damgasi vuranlara, "Mustafa'yi oldurttu imparatorluğun kaderini degistirdi" diyenlere sormak istiyorum: Hangisi yapmadi ki bunu? Safiye Sultan degil mi kocasinin 135 bebeginin annelerini oglu tahta gectigi gun denize attiran, oglunu da kardeslerini oldurmesi icin tesvik eden? Kosem Sultan'a ne demeli? Yasadigi surede 6 padisah goren bu dev cinar, kendi torununu oldurtmeye kalmadi mi? Favori gelini Saliha Dilasub Sultan'dan degil de sevmedigi gelini Turhan Hatice Valide Sultan'dan olan torunu Dördüncü Mehmet'i oldurmeye kalkan yerine diger torunu Süleyman'ı gecirmek icin suikast duzenleyen ben degilim heralde. Haremagalarindan birinin kendisine ihanet etmesi ile ipek urganda hayati son bulan Kosem Sultan kuskusuz Osmanlı tarihinin en kanli sultanidir, Hurrem'i bile sollar. Sozun ozu Kanunicigimin de dedigi gibi "Iktidar kandir, ihanettir".

27 Aralık 2011 Salı

Dizilerin olmazsa olmazı: ask çokgenleri

Dizi yaparken adetten oldu artık mutlaka ya iki kızkardeş bir oğlana ya da iki erkek kardes bir kıza asık olacak yoksa dizi vallaha ilerlemez. O da mı yok o zaman kankalar içten ice aynı kızı sevecek en kötü anne kız aynı adama asık olacak falan filan. Tamam hayatın gercekleri olabilitesi yüksek olaylar da her dizide en az 2 tane mı olur be kardesim? Kimin ask hayatı bu kadar renkli kim bu kadar talihli ki iki tapan insandan birini secmek zorunda kalacak? Çıkış noktamıza gelirsek: Murat oldu diye yüzbinler sokaklara dokulup halay çekmediysek oluye saygımızdan Soner'e de icimiz parçalandı haliyle ama yapılır mı bu nikah masasında diye kaçınız kufretmedi evde itiraf edin? Ya da kaç kız "Ulan bir Soner'imiz bile yok!" diye içten ice Aylin'e haset etmedi? Gözümüz aydın iste gene kavusamadilar mutlu muyuz? Hayiiiirrr! Çünkü Turk halkı olarak bu eziyeti çekmelerini seviyoruz. Bayaniz yani icimizde var "biz bir tane bile bulamamisken bu Aylin'in gözü doysun koca da poposu var canım" demeyen varsa alnından öpeceğim. Mazosistlik var yani Turk izleyicisinde dogruya doğru. Hem cok severiz asklarını ama içten ice de sürünsunler isteriz kendimizde bulamadığımız "peri masalı" askını onlar buldukları için. Fiction olup olmamaları önemli değildir bizim izlerken yasamamız en büyük ozelligimizdir. Hele o iki kardesin, iki kankanın arasını bozan özellikle kızlar için söylenenleri RTÜK duysa... Gerçi hakkını yemiyim Turk halkı da yıllar icinde büyük gelişim gösterdi. Cok bıçak sırtı askları kabullendi yasak askların kadın kahramanlarına yapistirilan "orospu" damgası bulanmaya başladı. Turk halkı değil mı Aylin'e kahrolan Soner'e kavumadi diye? En uç örneginden Bihter ve Behlul'un askına bile zina gözüyle bakılmadı büyük bir kesim tarafından. Acaba yasak askların, ask üçgenlerinin besgenlerinin normal hayatta da yaygınlaşması mı buna sebep yoksa Turk halkının artan toleransı mı? Söyle ya da böyle senaristler hesap versinler bize: iptal olan nikahtan sonraki Caroline ile Mesude'nin mutluluğunu nasıl söküp alicaz ha? Yaktın bizi Murat olmaz olsun böyle ask!

26 Aralık 2011 Pazartesi

İlkler?

Yasımız ilerledikçe hayatimizdaki ilklerin icerigi de değişiyor sanırım. İlk askımız, ilk sevgilimiz, ilk kalp kırıklığımız yerini ilk dost kazığına, ilk ölüme, ilk cenazeye bırakıyor. Zaman akıp giderken biz de bu hıza kolayca ve istemdisi ayak uydurdugumuzdan ilklerin tip değiştirdiğini algilayamiyoruz. Ne zaman ki acı gercek suratımıza çarpıyor iste o zaman gecen yıllar aniden mana kazanıyor. Mesela 21 yas bana o kadar komik ve uzak geliyor ki hala, soranlara söylerken bile benden farklı bir insan söylüyormuş gibi geliyor. En klisesinden "Ne ara gecti bu kadar yıl?"(üniversite bile yarilanmis!)Hayatın gayesinden bunları farkına varmazken aniden carpan seyler hatırlatıyor bunları maalesef. Siz komik bir caba ile hayata dönmeye çalışırken aylar geçiyor ve yorgun olmayıp da bunu sorgulamaya zaman bulduğunuz bir kaç saniye icinde melankoli kaplıyor içinizi. icinde yaşarken fırsatını çıkarmaktan uzak başka şeylerle uğraştığınız aile yemekleri. sıkıcı bayram ziyaretleri, anneanneye yapılan yaz tatilleri huzunlenerek baktığınız anılar oluyor. Ne ara bu duruma geldik biz yahu? Ölünün arkasından edilen duaların icerigine kadar öğrenecegimiz ya da mevlutteki ikramın miktarını hesaplayacagimiz yasa ne ara getirdi zaman bizi? Konu derinlestirip Turkiye'deki cenaze ve mevlut evleriyle ilgili nutuk atmadan ve kirisiklik kremi falan kullanmaya başlamadan bu yazımı bitirip ilklerinizin iceriginin uzun bir süre degismemesi dileğiyle gözlerinizden öpüyorum.