5 Aralık 2013 Perşembe

Yine Sultanımın Cennetinden Kovuldum Taşlıcalı vol.28


Çok üzülüyorum valla bu dizinin durumuna çok. Sen bu hallere düşecek dizi miydin ey muhteşem yüzyıl- aşk-ı derun/son dem vs vs. Dün gece dizi dünyasının en *rtük* sikimsonik cinayet anına sahne olmuş, ölen zavallının arkasından yatağını paylaşıp çocuk verdiği herif dahil kimsesin değil üzülmek sikine takmadığı bir bölüm izledik. Okan Yalabık, seni çok severim ama bu dizi de adamın suyunu çıkardı posasını süzdü hala ekmeğini yiyor. anladık hepimiz hem meleğiz hem şeytanız bla bla ama her an Pargalı çıkacak her Süleyman iç kararmasında diye tırsmaya başladım.

Şehzadeler desen ben daha bu kadar verimsiz bir tayfa görmedim. Biri elini attığını kurutuyor, senaristler 'babasının cennetinden kovulan' Mustafa'yı dölsüz bırakacak diye ne yapacaklarını şaşırdı. Adam öldüğünde oğulları vardı, burada daha skor göremedik malum. Beyazıd'ın iki oğlu var Mustafa'da hayat yok yatağına aldığı tez vakitte can veriyor, bula bula balta girmemiş orman kaçkını, kaşları değil cımbız ağda görmesi gereken bir odun yarması buldu, aşık oldu artık yokluktan mıdır nedir. Diğeri desen 16. yüzyılın en büyük ergeni, "bbm beni shewmioo yhaaa" diye diye Facebook iletisi yapacak raddede. Ayrıca haremi de maşallah babasınınkini aratmıyor, nerede evde kalmış kız var toplamış çocuk da peydahlamış, ne teammüllerden haberi var ne usülden hala ama "yhaa taht bnm de haqqım" diye ağlıyor. Sen önce hala kızına nikah kıymaman gerektiğini öğren hey 15lik. Selim zaten fıçıya düşmüş, zevki sefanın sözlük anlamı. Cihangir desen neden öz abilerinin karşısında anlamı değilim kraldan çok kralcı. Desteklesene oğlum onları, bütün abilerin geberip gidecek yoksa. Hatta kendini gazla, baksana abilerin Esra Erol'a çıkan karılar gibiler evlilik sevdasından kurtulamadılar, utanmasalar çeyiz düzecekler, sen şu ilim irfanla daha iyi yönetirsin. Bir de şu kara sevdan olmasa...

Nurbanu, bölümün canisi sensin aşkitom, nasıl da işledin ilk cinayetini helal olsun, siftahı yaptın. Ha Raziye'nin (Raziye diye bebek mi olur ya la?) annesiz kalması dışında pek üzülmedim Valeria'nın nalları dikmesine gereksiz ukala insanları zaten sevmem, kıçımın kenarı dünün hizmetçisi (Firdevs Yöreoğlu overload). Nurbanu, hala da çomağı soka soka bir hal oldu, adamı ayyaş yapıp napacan kızım?

Hürrem - Süleyman kavgası da uzadı artık he artık Hürrem bileklerini mi kesersin açlık grevine mi girersin, şiir yazıp ciltlettirir misin bilemem artık barışın da romantik 10 günlük büyük Avrupa turu balayına çıkın. Hayır bu kadın kaç kişiyi öldürttü, senin kardeşlerini bile dövdü, kaç cariyeni telef etti haremi kırdı geçirdi her şeye ok dedin de divanı dinlemek mi ayıp cemaat sakallı Süleymanım? Hayır biz dinliyoruz da ne oluyor, pembe diziden farkı yok divanın ancak entrika ve tripçi paşa bakışmaları dinliyoruz/izliyoruz. Ayrıca oradaki her şeyi maşallah sen belirliyorsun kimin nereye tayin olacağına kadar. Nasılsa her bir boku 18 köşedeki kuyrukların da söylüyor, neden zorladın anacım şansını? Süleyman'ın buna şaşırması da komik; sanki kadın ben beş vakit namazında, hacı ablayım, dilinden duası beyninden iyi amellerden başka bişi eksik olmayan biriyim dedi sana yıllardır? Laf.

Gülfeem Gülfem... Ben sana ne diyeyim bilmem ki? Bacak aran örümcek bağladı, hala daha sana hiçbir çıkarı olmayacak sultanlarının entrikalarının şakşakçısı olmaktan başka derdin yok. Hayır Mustafa tahta geçse sana neee, Selim geçse sana neee; sanki oğlun var... Ne bu Hürrem düşmanlığın anacım, senelerdir ekmeğini yiyip eğlencelerinde fink atıyorsun karının ama? Senin mi oğullarını öldürdü? Mantık olarak Mahidevran'a düşman olman lazım, o aldı Süleyman'ı elinden? Bırak bu sürü psikolojisini, yancı karakterini. Diziye de kök saldın zaten, yakında harem duvarlarına taş olup karışsan kimsenin de ruhu duymayacak o kadar silik karaktersin bir kendini göster şaşırt bizi, Hürrem'in tarafına geç mesela? Bırak memesi kalmamış gözaltlarından tır geçmiş Mahidevran ile mart gelmiş dam kedisi gibi 12 ay dolanan Fatma'nın kuyruklarında dolanmayı.

Ha bu arada çocuklar, Esra Erol'a giderken halanız Fatma'yı da alın yanınıza, ittifak bahanesi ile saraya girdi inceden inceye Sokullu'ya göz süzüyor şimdi de. Sümbül de gitti- Matrakçı Nasuh'tan sonraki en boktan veda ile zaten- içim yangın yeri...

Kaftan meselesi- bayık. Mustafa- kaç defa daha gaza gelip yollara düşeceksin acaba, sonun hep hüsran hep hüsran. Süleyman- birini böyle kovarsan gösterdi vermedi derler arkandan, bari belli et kovacağını karının başını okşamadan önce. Sağ gösterip sol vurma eyyy yedi iklimin sultanı biraz adalet lütfen.

13 Kasım 2013 Çarşamba

Töree Töreee Töreee, Olur Mu Kulkula Köleeee

Uzun zamandır bir Midyat Mardin İstanbul üçgeninde geçen dizimiz yoktu Adını Kalbime Yazdım bu eksiğimizi çok şükür tamamladı. Biz de bu sezon o meşhur konakları göremeyecek miyiz diye dertleniyorduk, merağımız dindi. Ve fakat uzun zamandır Yalan Dünya'daki Fırat'ın Yazgısı göndermelerine bile bu kadar gülmüyordum iyi geldi bu dizi.

Dizilere verilen emekleri asla ve asla küçümsemek istemem ama Allah aşkına kim yazıyor bu diziyi? Aşk repliklerini 10 yaşındaki kuzenim One Directioner yeğenlerim daha iyi yazar valla. Ben hayatımda bu kadar kötü sahneler daha izlemedim. Bir yandan Polat Alemdardan Kutsi'ye Fırat Çelik'ten Seymen Karadağ'a Burak Hakkı'dan Mehmet Akif Alakurt'a kadar bilumum Türk erkeklerini iyi ki seslendiriyor o olmasa ne yapardık dediğimiz Umut Tabak'ın sesi ile Serhat Yavaş ve korkunç şalları, bir yandan her gün Mac'ten makyaj, Ebil'den sac yaptırmış gibi mesaiye giden dunyanın en doktor tipli olmayan doktoru İpek Karapınar. O Ses Türkiye'den çıkan ama asla gerçek işlerini yapmayan sürüsüne katılan Erkam, sarışın ağalara bir devrim getiren eski komünist yeni serf lideri Tolga Güleç. Nereye baksam gülme krizi geliyor valla.

Pozitif yorumlardan başlarsak hakkını yemeyeyim Tolga Güleç yakışmış rolüne, biraz daha şive çalışırsa Sıla'daki Cihan Ağa'nın sarışın versiyonu olablir kötülükte. Hayat Devam Ediyor'dan tanıdığımız Meltem Miroğlu da tamam. Ve fakat anladık kız kırıtkan işveli cilveli ama o kıyafetleri sıkıysa Mardin'de bir yerlerde giysin be. Sütyen askısı görünen dekolteli ağa kızı neredeee. Konak manzara iklim güzel, e onlar doğadan gelme zaten. Müzikler çakma, Canan'dan kopyalayıp yapıştırmışlar.

Esas ağa modern Seymen Boran ve her türlü ağa çakması Serhan Yavaş, olmamış be gülüm. Zaten oyunculuk kabiliyeti sıfır, bir de dublaja gülmekten konsantre olamaz oldum. Turuncu gömlekler nane yeşili pantolonlar, eline şiir kitabı alıp boynuna çakma şal atıp havuz başında romantizme dalmak ile karizma olduğu nerede görülmüş. Ruhu Sheakespeare ama davranışlar Seymen'den çakma, astığım astık kestiğim kestik iki günde de evlenme teklif ederim tam olsun. Yemezler anam.
Doktor kızımız maşallah 3 gündür tanıdığı adam uğruna yıllarca kan ter döktüğü mesleğini bırakmaya dünden razıymış be. Böyle kolay mı yahu bu işler her doktor aşkı için vazgeçse doğu görevinden memleket kimlerin eline kalır acaba. Zaten sadece yoklama vermeye gidiyor hastaneye saçında teninde bozulma görmedik. Nerede Doktorlar'da kendini paralayan yüzlerinde nur kalmamış doktorlar nerede buradaki pür makyaj kızlar. Otur sıfır.

Konu tanıdık, mekan bilindik. Zaten benim için doğu dizilerinin abartısı olmuş herşeyi tiye alan Yalan Dünya ve Fırat'ın Yazgısı senaryosu. Ağdalı bakışlar, kendilerini paralayan anneler, töre töre töreee olur mu kul kula köleee kin koydum kör yöreğeeee böyle adalet olur muuuu.. Sıla'ya selam olsun, daha da töre dizisi yapılmasın be canım.

3 Kasım 2013 Pazar

Kısa Kısa Bu Hafta

Fatih; daha Ayasofya'da olmayan minareleri gösterdiği anda aha dedim dizi özensizlikte dünya markası. Oğullar ile aynı yaştaki valideler, kimi boya küpüne batmış gibi gezerken kimine yaşlı gözüksün diye ekstra göz altı torbası eklemeler, röfleli sultanlar, sarayda fink atan Turahan Beyler ile cilveleşen Gevher sultanlar... Fatih'e yakışır mı oynaşmak; aşık olmak falan haşa, asla ve kat'ta hatunlara değil aşık olmak yan bakma sahnesi bile kurulmayacak. (Bu çocukları da mitoz bölünme ile yaptı zahır) İlkokul sakallı ak sakallı dedeler, Feriha'dan kaçan deli Halil'ler.. Olmadı canım, en zayıf halka seçildin

Ben Onu Çok Sevdim dedirttiniz, kadınları diziden çıkarma kararı aldınız. Ne anladım ben bu işten? O zaman Demokrat Parti belgeseli izlerdim, eğer Adnan Menderes'in hayatını ve idamını izlemek isteseydim. Nerede yansıtılacak büyük aşk, bağlılık sadakat? Hani hikayeyi Ayhan Aydan anlatacaktı, cesareti vardı? Yapımcıların cesareti balon misali söndü sanırım

Anladık konuyu uzatmak istiyorsunuz sevgili Çağan Irmak ve Tims ekibi, fakat Çalıkuşu değil adeta House MD oldu dizi. Evet cehalete dinin insan hayatının önüne geçmesine 29 Ekimde güzel bir ders verdiniz ama umarım bundan sonra her bölüm böyle olmaz. Feride vereceği eğitim ile aydınlık götürecek köylere, yapmayın doktor Kamran'lar; kan transfüzyonları. Kamran ne zaman böyle duygusal oldu yahu, gözü kara başarılı doktor, Neriman'a delicesine bağlı aileyi çekip çeviren.. Değiştirin senaryoyu da bu kadar da değil yahu. Nerede bizim sarı çiyanımız? Biz onu öyle sevdik. Feride'nin güzel yüzüne masum sevgisine yazık yahu.

Hazal Kaya neden sürekli diken üstünde yaşıyor, tedirgin ve sahtem sırıtmayı oyunculuk zannediyor anlamıyorum. Kızı gördükçe geriliyorum yine ne dert geldi acaba diye kahırlanıyorum. Şimdi hamile de kaldı, tam eski kınalı yapıncak moduna bağladı. Artık Şebnem'in çakma kaküllerini ona kesersiniz, çocuğunu korumak için de Can ile evlendirirsiniz.

Feyza daha ne kadar çirkinleşecek, Yeşim Salkım yakında babaanneme benzeyecek, Şükran meleklikten vefat edecek, şu Rezzan'a birini bulun yoksa azgınlıktan kızışmış kedilere dönecek.

Yalan dünya, artık güldürmüyorsun. Son bölüme baktım ve içim acıdı. Tesadüfler tesadüfler tesadüfler, karışan telefonlar yanlış anlaşılan konuşmalar değiştirilen laptoplar. Sana yakışıyor mu Gülse? Zerrin ayrı şova çıksın hepimiz kurtulalım.

Lale Devri bitirilsin yapımcı herkesi azad etsin diye imza kampanyası açsam parti kurarım. Dizide adam kalmadı be kalmadı!! Topal Hacı Necip ile karanlıklar kraliçesi Zümrüt'e kaldı meydan, salaklıkta dünya markası Toprak ile Çınar'ı da alemin tek akıllı delisi teyze olmasa kim kurtaracak acaba? Konu yok be hacı, yalvarıyoruz sizlere.

16 Ekim 2013 Çarşamba

Bölüm 1 kısım 2

Sezonun yenileri ile eskileri arasındaki rekabette Perşembe günlerinin kaybedeni kuşkusuz İntikam . Maalesef dizi bu sene çok kan kaybetti, Beren de yeni katılan Alican Yücesoy da diziyi kurtaramıyor artık. Değişen Rüzgar her ne kadar sevilen oyuncu Yiğit Özşener olsa da maalesef biz kendisini hep pis adam rolünde görmeye o kadar alışkınız ki saf salak Rüzgar rolünde olmuyor bir türlü. Aynı şekilde değişen Aslı da Beren Saat'ten güzel ulan, nerede ezik sınıf atlamaya çalışan Aslı... Olmamış otur. Ayrıca Aşkı Memnu'dan rol ve itibar çalmaya çalışmalar yakışmıyor. Bihter cenaze müziği olarak Türk halkının tanıdığı Adagio in G Minör dinletmek nedir yahu Emre'ye?! Haldun gelip de Albinoni için çok erken değil mi tarzı laflar edince intihar eşiğine geldim zaten. He canım zaten tüm zenginler sabah kahvelerinde Adagio in G Minör dinliyorlar zaten. Bir de Gelişim midir Değişim midir bunlara bu pislikleri yaptıranları resmen geçiştiriyorlar kimse neler olduğunu hala anlamamış durumda izleyicilerden.

Cuma rekabetin doruk noktası; Medcezir, Yalan Dünya, Huzur Sokağı, Karagül, Kayıp, Dila Hanım derken insan zap yapmaktan deliye dönüyor. Bu sezonun en parlak işi kesinlikle Medcezir oldu. Küçük Sırlar'ın yaptığını yapmadılar, hikayeyi düzgün tuttular karakterleri de Eylül denen kız hariç bence oturttular. Ay yapım farkını koydu e tabi Serenay ve Çağatay fanları da tüm yaz çalıştı. Saçmalamazsa güzel gidecek işin bence yıldızı Kayıp Şehir'de de Sadık'ı oynayan Mert. Tipi pek orijinal hikayedeki arkadaşa benzemese de esprileri çok iyi yazmış kim yazıyorsa.

Geçen sezonun ani çıkış yapan dizisi Karagül de reytinglerde yerini belli ediyor. Tipik bir Doğu dizisi olsa da uzun zamandır ortalıkta böyle diziler olmadığından çok ilgi çekti, Fox'un gülen yüzü oldu. Kayıp da Kanal D'nin bu seneki nadir tutan işlerinden olacak gibi, Kızım Nerede'nin kopyası gibi olsa da daha kalitelisi en azından. Soner ile ünlenen Mete Horozluoğlu farkı var. Korkum hikaye bir yerde fena tıkanacak gibi sonra baştan yaz dur.

Yalan Dünya ki izlediğim tek komedi dizisiydi bu sezon olmuyor olmuyor. Hümeyra ve Rutkay Aziz'e rağmen olmuyor. Dizi Gülse Birsel'in bacaklarından ibaret hale geldi yahu, rüyalarıma giriyor valla. Ne Nurhayat'ın ev kızlarının sonuncusu gelinlerin efendisi Nurhayatlığı kaldı ne Tülay'ın Eylem'in Gülistan'ın tadları. Dizi adeta Zerrin özel şov halinde, kendisine bayılıyorum ayrı dizisi olsa severek izlerim ama bu insanlara da haksızlık değil mi? Sırf tuttu diye hikayeler sadece onun üzerinden gidiyor, Tülay Selahattin, Deniz Rıza hikayeleri vasat Emir Nurhayat hiç olmamış Açılay gidince settekiler de figürana döndüler. Kısacası artık Yalan Dünya güldürmüyor.

Dila Hanım'ı görse Necati Cumalı mezarında ters döner. Nereden geldiği belli olmayan Dila'ya aşık sümsükler ordusu, bir adet toplu güzel ama herkes Dila'ya aşık olduğu için yalnız fedakar arkadaş(tercihen hukuk mesleği icra eden), bir adet şeytan gelin, güzel saf esmer hizmetçi, sıkıldıkça yakıp yıkan ağa ve nedeni bilinmeyen mal sebeplerden anlamadan dinlemeden oma küsüp şehirleri terkeden şehirli ama kendini toprağa vurmuş hatun: Dila Hanım ve/veya Beyaz Gelincik! Ne farkı var Allah aşkına, bir de Erkan Petekkaya oldu mu Adana dizisinden aynı... Ya Allah aşkıma bitirin bu diziyi de olmuyor olmuyor, dizi ilerlemiyor çabalamayın orijinal hikayeden kopmayın nerede gururlu Dila nerede aşkı uğruna ölen çift nerede bu yanlış anlaşılmalar silsilesi.

Sezonun em çok izleyici kaybedeni ise Huzur Sokağı. Bu sezonu bitirmesi bile zor görünüyor. Nedeni ise belli; izleyici ilerlemeyen hikayeden baydı. İki ileri bir geri, nedenini kimsenin anlamadığı senaryo değişiklikleri dünyada kimse kalmamışçasına sadece Şükran ve Feyza'ya aşık olmak üzere diziye sokulan ilave roller, kitaptan tamamen kopan dizi. Bir de Allah aşkıma neden Feyza babaannemden yaşlı gözüküyor yahu? Bu nasıl makyaj, kıyafet kızın gözaltı torbalarını bile saklamıyorlar. Doğalı güzel türbanlı kız çirkin hoppa açık kıza mı karşı oldu aniden? Dizi böyle iç karartmaya devam ederse sonu kötü...

Ve artık saçmalamanın zirvesi Lale Devri. Dakika bir gol bir İkbal ölüverir. Hayda!!! Kenan Bal ile kavga eden Gül Onat herhalde zayıf halka olup elendi. Sonra ana Reyhan da postalanmış. Toprak komada anası babası yine yok. Ne biçim aile zaten bu diye sorguluyoruz zaten, kız vurulur teyze yok bir anda ortaya çıkıp kızın başından ayrılmaz. Abi fetişisti Münevver buradan da çıktı, bu sefer Çınar'a Abi'm de Abi'm diye yapıştı. Yahu kızım senin Abin öldü, Burak Hakkı geldi on bin yıl sonra kuzenim diye ona da abicim damgası vurdun şimdi uzaktan yakından hiç bağın bulunmayan Çınar'a... Kız abisiz yaşıyamıyor sanırım, bağımlı. Sümsük Yiğit desen başımıza fakir ama gururlu kesildi, Sultan Hamiyet de gidince kendine kimi düşman edineceğini şaşırdı şimdi de Çınar ile Zümrüt'e dikti gözünü. Kadın nefretsiz yaşıyamıyor adeta. Çınar desen karın hasta hala daha beynin basmıyor kadın hatırlamıyor ne yapsın sen nasıl adam yönetiyorsun? Artık konu kalmadı baya baya, Zümrüt yine Necib'e şantaj o ayrı sümsük ağzını açamıyor hala sevdalım aşkım ruhum modunda. Bitirin ulan diziyi ne lale kaldı ne devir, Sultan'ın intikamı moduna döndü!

1 Ekim 2013 Salı

Şaperon Geldi Haaağnım! Yeni Sezon Bölüm 1 Kısım 1

Yeni sezon geldi hoş geldi... Uzaktan da olsa takip etmeye çalışıyorum, tabi elin gavur memleketlerinde epey zor oluyor. Geciken bu sezonun ilk yazısını da reyting savaşına girmiş dizilere ve emeği geçenlere adıyorum.

Pazartesilerin kralı Karadayı, yine tahtını kimseye kaptırmayacak gibi. Düğüm gitgide küçülüyor, Cancağızım Turgut ve oyunculuğu bile diziyi kurtaramıyor. reytingler yüksek gelse de dizi kabak tadı vermeye başladı. Karşısına koyulan Fatih ise ilk bölümde beklentileri karşılayamadı. Zaten tanıtım fragmanında Ayasofya'ya o dönemde henüz olmayan minareler ekleyerek beni yerlere yatırmışlardı. Çakma sarışın Gamze Özçelik ve kaslı vücudu ile çirkin burunlu kısa hafif toplu Fatih için bir kaç beden büyük olan Mehmet Akif Alakurt ise bana hiç inandırıcı gelmedi. Muhteşem Yüzyıl ile yarışacağız diye umarım bir dönemi daha mundar etmezler.

Salı reyting savaşlarının en kızıştığı gün oldu bu sene. Benim İçin Üzülme Show Tv'ye geçti ancak reytingleri Atv'de bıraktı anlaşılan, zira bu sezon devam etmesi çok zor. Uzun bakışmalar, bol doğa ve Karadeniz türküleri bile bayan diziyi kurtaramıyor. Onun bıraktığı boşluğu eski Memati Gürkan Uygun'un başrolünü üstlendiği Kaçak toplayacak gibi görünüyor. Ve fakat şimdilik ilgi çekse de ben dizinin bir yerde tıkanacağına inanıyorum, zira konu pek ilerleyici değil. Erkeklerin reytinglerini Kaçak toplarken kadınlar ve aile izleyicisi ise Çalıkuşu'nu terci etmiş gibi görünüyor. Başlarda yer yer sıkıcı olsa da Feride ve Kamuran çekişmeleri arttıkça heyecan arttı. Umarım Kaçak gibi onun da konusu bir yerde tıkanmaz çünkü kitap belli konu belli. Bir de bir rol insana bu kadar mı yapışır yahu, resmen Seyfettin'e her baktığımda Takoz İrfan geliyor aklıma valla beynimden korkar oldum. Sevecen rolü gitmemiş usta oyuncuya nedense.
Salının ilk kurbanı ise Ben Onu Çok Sevdim olacak gibi duruyor. Çok büyük emek var eminim ama dizi çok çok çok sıkıcı!! Hayatımda bu kadar yavaş ilerleyen nadir dizi gördüm herhalde. Zaten anlatılan konu hassas, keşke biraz daha heyecan ve renk verilse diye düşünüyor insan. Konuşmalar sıkıcı, Ayhan Aydan deseniz buz kalıbı, mıymıntı; gerçekte böyle olmadığını düşünmek istiyorum okuduğum kitaplardan ve hikayelerden. Bu performans ile dayanması zor zannımca, yazık oldu bu güzel konuya.

Çarşambaların şampiyonu elbette Muhteşem Yüzyıl, Meryem Uzerli'yi hatırlamaya çalışmadıkça izlenilesi. Biz de kendimize minik yeni Hürremler bulduk, artık teselliyi Nurbanu'da bulacağız. Ayyaş ve karı kız düşkünü Selim ile aşkı heyecan verici. Öyle Bir Geçer Zaman Ki'de mundar etmedik kız bırakmayan Mete; Aras Bulut İynemli bu ünvanı Mustafa'ya devretmiş gibi. Elini attığı her kız ölüyor, hastalanıyor, intihar ediyor. Valla nursuz bu çocuk. Anası zaten çökmüş, KKK'lar CEO'su olmuş. Şimdi bir de hangi tarafa geleceği belli olmayan Fatma Sultan ve Hatice ile İbrahim'in kızı Huricihan gelecek takım tamamlanacak. Reytingleri ise AŞK ile paylaşacağa benziyor, zavallı Aslı Tandoğan'ı çirkin ördek yavrusuna dönüştüren dizi ilk bölümü ile heyecan yarattı. Lamia'dan bu yana yüzü hiç gülmeyen Tandoğan yine ağlıyor yine hıçkırıklara boğuluyor. Şu besleme kaküller yerine keşke daha doğru düzgün bir saç yapsalarmış, böyle zengin kızı mı olur la!? Nebahat Çehre ise her konuştukça içinden sen Bihter Ziyagilsin aptallık etme diyesi geliyor gibi, o da asla iyi kalpli rolü oynayamayacak kontenjanından. Yok mudur şöyle fettan bir rol, insan üzülüyor valla.
Geçen sezon hızlı başlayan Merhamet yine aynı heyecan ve ilgi çekici öyküsü ile devam ediyor. Şadiye ve Babür karakterleri ile devleşen oyunculuklar üstüne Fırat Kazan karizması, yeme de yanında yat vallahi. Bu aşk üçgenleri nasıl çözülecek tek merak konum o:(

2. Kısım için beklemede kalın, yıldız savaşları tam gaz devam ediyor!

22 Ağustos 2013 Perşembe

Haremin Yeni Gözdeleri - Haseki Hürrem Sultan Düşerken

Sezona çıkma heyecanı ile bekleyen dizilerin yanı sıra geçen sezonun dizileri de takviyeler ile yoluna devam ediyor. En merak edilen dizi ise şüphesiz Muhteşem Yüzyıl ve yeni Hürrem Vahide Perçin Gördüm. Haberler çıkıyor botoksları oturdu kilolarını verdi diye. Yeni hâli ile izleyiciye nasıl görülür bilemem ama seyircinin nabzını tuttum ve ortaya bu sonuç çıkıyor "Biz sezonun son sahnesini unutmaya hazırız, geri dön Meryem !!" Diye ağlıyorlar. Ama maalesef son çıkan haberlerden sonra kabul etmek zorunda kalacaklar gerçekleri zira hamile Meryem'in planları çok başka. Yoksa utanmasalar Meryem uzerli'ye geri dön diye imza kampanyası düzenleyeceklerdi, öyle bir umutsuz durum. Sezonun son sahnesinin yarattığı kabus etkisi hala hafızalarda. Vahide Perçin'i çok severim, Bir İstanbul Masalı ve Annem'de kendisini hayranlık ile izledim ama bir Hürrem değil yahu! Hürrem'in en başından Meryem olmasının sebebi tanınmamış, no name olmasıydı, başka roller ile özdeşmemesiydi. Kırık dökük türkçesi, işveli cilveli hâli, kocaman gözlerini aça aça bağırması ile Meryem herkes için Hürrem kalacak.

Ve maalesef ne kadar sevsem ve takdir etsem de Vahide Kanuni'nim babaannesi gibi yahu! Adamın öpesi gelmedi Hürrem'i onca zamanın hasretinden sonra! Nerede o büyük aşk, tutku, şehvet. Utanmasa elini öpüp alnına koyacak yeni Hürrem'inin. Yapımcıya da laf etmek istemem ama neyin inadı bu kardeşim değer mi diziyi rezil etmeye? Diziye Vahide'den sonra yeni kan arayışları sürüyor, e malum çocuklar da büyüdü. Sarı Selim ile tanınan ayyaş, kadın peşinde koşan hamamda karı kovalarken ayağı takılıp mermere çarpıp ölen 11. Osmanlı padişahını Fatmagül'ün Suçu Ne ile tanınan Engin Öztürk oynayacakmış. Onun gözdesi, cariye Hürrem'in gelini ve kadınlar saltanatının Yahudi kankası Nurbanu valide Sultan'ı ise Merve Boluğur'un oynayacağı kuliste söylenenler arasında. Sarışın yeşil gözlü olarak bilinen Nurbanu'yu esmer güzeli Boluğur nasıl oynayacak bilinmez, uyumu tamamen seyirci ile arasında kuracağı enerjiye kalmış. Fettan ve hatta şeytani karakterleri iyi canlandıran boluğur umarım bu rolünde de zorlanmaz.

Kardeşi ile taht kavgasına giren ve sonunda tahta kavuşamadan ölen Şehzade Beyazıd'ı Berk Hakman'ın canlandıracağı konuşulurken Hakman başka bir proje ile ortaya çıktı. Acaba bu yakışıklı şehzade rolünü kim kapacak? Benim asıl merakım ise 3 padişah görmüş veziri azamlık etmiş Sokullu Mehmet Paşa'ya kimin hayat vereceği.

Meryem Uzerli, Okan Yalabık, Selma Ergeç, Nebahat Çehre, Deniz Çakır, Mehmet Özgür, Filiz Ahmet gibi isimlerin kadrodan çıkması ile bütün yük Halit Ergenç, Mehmet Günsür ve Pelin Karahan'ın sırtlarına bindi. Bakalım seyirci yeni karakterlere ısınacak mı yoksa dii in yükselme devri bitecek, gerileme devri başlayacak mı? Hep birlikte adım adım Hürrem'in sonbaharına doğru ilerleyelim bakalım.

18 Ağustos 2013 Pazar

Bit Pazarına Nur Yağarsa

Yeni sezona haftalar kala ürünler raflarda yerlerini aldı sevgili okuyucular.Ve fakat yine risk almadan garanti ekmeğimize bakalım biz diyor çoğu yapımcı - sözüm meclisten dışarı- aynen geçen sezonlardaki taktikleri uygulamaya devam ediyorlar nerede eski dizidir, filmdir, kitaptır hepsini alıp pişirip pişirip yeniden önümüze koyuyorlar. Yapımcıların hedefinde bu yıl 2 gözde iş var; Amerikan yapımı gençlik dizisi The O.C. ve Reşat Nuri Güntekin'in unutulmaz eseri Çalıkuşu. Biraz klasik zengin fakir gençler ve maceralarını andırsa da tüm dünyada ve ülkemizde de izlenme rekorları kıran The O.C. Medcezir adı altında ekranlara gelecek malumunuz. Yapım şirketi bence çok taktiksel ilerlemiş, 90 ve sonrası kuşağının en gözde isimlerinden biri olan Çağatay Ulusoy ile reytingleri garantilemiş. Başrol kadında ise Lale Devri'nin ondan sonra hiç tadı kalmadığı ortada oyuncusu ekranların yeni fettan Suzan Avcı'sı Serenay Sarıkaya var. Şimdiden tanıtımlarda uyum içinde olan ikilinin kaderini ise elbette uyarlama senaryonun hitabı ve yayın günü belirleyecek. Zira büyük umutlar ile başlayan Gossip Girl uyarlaması/kötü kopyası Küçük Sırlar'ın sonu ortada. Oyunculukta hiç bir parıltısı olmayan Sinem Kobal ile zamanın gelişememiş "Çet"i Burak özçivit'in başrollerini paylaştığı dizi zaman içinde saçma senaryosu yüzünden alay konusu olmuş, kanal değiştirmiş sonunda da bitirilmişti. Bakalım Ulusoy ve Sarıkaya'nın Medcezir'i nereye varacak?

Küçük Sırlar ile arkasına TIMS yapım şirketini alan Burak Özçivit, sabretti ve muradına erdi. Malkoçoğlu Bali Bey'sen sonra rüştünü ispatladı ve yoluna başka bir uyarlama olan Çalıkuşu ile devam ediyor. Başrollerini ekranların masum güzeli Fahriye Evcen ile paylaşan Özçivit Kamuran karakterine hayat verecek. Son olarak Veda'da izlediğimiz Evcen ise Aydan Şener ile özdeşen Feride öğretmen olup Anadolu'yu gezecek. Her ne kadar Özçivit'in "sarı çiyan" olarak bilinen Kamuran'ı nasıl inandırıcılık ile canlandıracağı merak konusu olsa da Evcen'in duru güzelliğinin Feride rolüne cuk oturacağı aşikar. Umarız seyirci Şener ile özdeştirdiği Feride karakteri için Fahriye Evcen'e de şans verir kalıplarını kırar. Dizinin en büyük handikapı ise uyarlama olmayıp yine o dönem ortamında çekiliyor olması. Malum bizler şaşaalı Osmanlı döneminin altın çağını izlemeye bayılırken hasta adam Osmanlı'nın dağılan son yüzyılına kafamızı çeviririz. İnşallah dekor, kostüm ve senaryo en ufak hataya yer vermeyecek şekilde olur da bu Feride'nin sonu Tuba Ünsal gibi olmaz. Son olarak kamera arkasında Çağan Irmak'ın olduğunu unutmayalım.

Bu dizilerin kaderlerine ise maalesef yine reytingler karar verecek, sosyal medya uzmanları şimdiden iş başında. Ulusoy ve Özçivit'in geniş kız ergen hayran kitlesi varken Evcen'in avantajı orta yaşlı, yaşlı teyzeler ve aileler kısaca genel izleyici. Sarıkaya'nın maalesef böyle artıları yok, ve hatta kötü ara bozucu kadın imajı yüzünden 1-0 yenik başlıyor oyuna. Bol şans, zarlar atılsın!

7 Haziran 2013 Cuma

Bir Çapulcunun Anıları

Yıl 1968, öğrenciler yürüyor.Ortalık karışık, dönemin önemli siyasetçilerinden Süleyman Demirel'e sormuşlar "Sayın Demirel öğrenciler yürüyormuş bu konuda ne düşünüyorsunuz?" Demirel tarihe geçecek cevabını verir "Yürüsünler efendim, yollar yürümekle aşınmaz"

Bir ODTU'lü olan babamın Gezi Parkı direnişine cevabı sürekli bu anekdotu anlatmak oluyor. Olayı her tartıştığımızda 76-80 arası siyasi kimliği ile en önde olan ODTÜ'nün bir neferi olan babam, bu harekete farklı açılardan bakıyor, sonuca bizim kadar yürekten inanmıyor sanırım. Ne olursa olsun hangi sonuca ulaşırsa ulaşsın bu hareket bizim için çok daha fazlasını ifade ediyor.

50ler 60ler 70ler... Öğrencinin politika ile tanıştığı, kaynaştığı, dünya gençliği ile birlikte farklı bir düzen hayal ettiği zamanlar. Kardeşlik, dostluk , eşitlik, emek hırsızlığı, kapitalizim deyip yollara düşen 68 kuşağı, hüsrana uğradı Türkiye'de.

68 kuşağının çocukları, biz, 90lilar bu memleketin gelmiş geçmis en apolitize kuşağı-idik. Annelerimiz babalarımız bizi pamuklara sarıp büyüttü, "Aman bizim başımıza gelenler onların da başına gelmesin" diye bizi politikadan nasıl uzak tutacaklarını şaşırdılar. Böylece hayatı kendilerinden ibaret olan, marka meraklısı, dünya gündeminden uzak Twitter, Facebook bağımlısı gençlik oluştu. Ta ki 31 Mayıs günü, Gezi Parkı olayları patlak verene kadar. Neydi bizi sokaklara döken? Neydi iktidarın baskısını ensemizde hissettiren?

Bu bir birikim aslında. Özgürlük, demokrasi, birlik oradaki insanların tek derdi. Hani sürekli ekonomimiz ile övünüp "Muasır medeniyetler seviyesine" geldigimizi iddia ediyoruz ya, ellerindeki tek sav o da ondan. Ekonomiyi iyileştirmek bir toplumu ileri seviyeye götürür mü? Eğer beraberinde her türlü eylemi, söz hakkını, özgürlüğü kısıtlıyorsan hayır. Hani iktidarın iddia ettiği demokrasi? İktidara gelirken bir çok insanı böyle ikna etmediler mı? Muhazafar kesimi de, eski solcusu da, yolcusu da, inananı da inanmayanı da bu vaatlere kanmadı mı? Bizim için daha temiz,daha kardeşçe bir dünya yaratacaklarını iddia eden hükümet şimdi nerede? Kim verecek buradaki vahşetin hesabını?

Halbuki bir kaç düzine insanın sade ve sadece İstanbul'un ortasında nefes alacak üç beş alandan birini koruması istegi ile başladı her şey. Ellerinde kitapları, tek istedikleri oradaki ağaçları korumaktı bu insanların. Bu mu hükumetin karşı olduğu şey? Doğal alan isteği mı? İş büyüdü, polisler, bibergazları, barikatlar ve hayatımıza son bir haftada girmiş olan tomalar. Kahramanlıkları ile evimize hırsız girse ilk aranacak listesine birinci sıradan yerleşen Çarşı grubu. Çığ gibi büyüyen eylemlere her kesimden verilen destek, tencereler tavalar, bayraklar, türbanlısı, 70lik gazileri, evden gelen nineleri, laik amcaları, Atatürkçü Beyaz Türkleri, Kürtleri Türkleri Azerileri gayleri lezbiyenleri... Sayın başbakan kimsenin yapamadığını yaptı,halkı birleştirdi. Yıllardır ayrı gayrı yaşayan, birbirinin suratına bakmayan insanlar bir anda kardeş oldu, dost oldu, anne baba oldu birbirlerine. Biber gazını beraber yediler, beraber limon sıktılar gözlerine. Talcidlerini paylaştılar, Tomadan su yediler. En önemlisi birbirlerini anlamayı öğrendiler. Günlerdir Gezi Park'ta yatıp kalkanlar simitlerini paylaşırken birbirlerini dinlemeyi öğrendiler. Konuştular, aslında ne istediklerini hayattan ne beklediklerini söylediler birbirlerine. LGBT üyeleri türbanlı kardeşleri ile kucaklaştı, komünist kolları Kürtler ile aynı sofrayı paylaştı. Aslında herkes, diğer yarısının orada olduğunu öğrendi. Herkes özgürce yaşamak istiyordu.

Ne ateist Müslüman kardeşinin namazına karıştı, başında nöbet bile tuttu namaz kılarken rahatsız olmasın diye. Gayler lezbiyenler slogan atarken laik teyzeler destek verdi, bağırdı. Benim kısacık hayatımda hiç görmediğim temiz ve kardeşçe bir ortam yaşandı ilk defa. Kimse çöpünü yere atmadı, herkes yemeğini suyunu paylaştı geceleri. Yoldaş artık özgürlük savaşçısı manasında geldi, bu ülke herkes için eşitlik istiyor artık. Alkol yasağını başı kapalı arkadaşlarımız da desteklemiyor, üniversitelerde zamanında olan türban yasağını da solcu gruplar.

Evet olay üç beş ağaç degil artık Recebim. Olay insan hakları ihlali, istediğimiz gibi yaşama hakkımızın, konuşma özgürlüğümüzün elimizden alınması. Peki ne öğrendik? Penguenlere destek vermeyi (#direnantartika), başbakanımızın artık dönülmez noktaya ulaştığını, Faşizmin bitmediğini sadece şekil değiştirdiğini, bir çok markanın gercek yüzünü, paranın insana neler yaptırabileceğini, Garanti GM'sinin de çapulcu olduğunu, tek olumlu gelişme olan ekonominin de borsa ile dibe vurduğunu, evde duran yüzde ellinin sms emirleri ile bile sloganları ezberleyemediğini, Halk TV dışında kanal izlenmemesi gerektiğini, 17 parça TC gönüllüleri setini, 124 harf ile 7 gazetenin tıpatıp aynı başlığı atabildiğini. Hane başına 27 Cem Yılmaz düştügünü , biber gazının halkın espri seviyesini yükseltmeye bire bir olduğunu, tencere tavanın yemek pişirme dışındaki yararını, Şirinler Köyü gibi yasamanın mümkün olduğunu öğrendik.

Bu eylem nereye gider bilinmez, umutlar kırılmaya başladı mı, evet maalesef. Çözümsüzlük gitgide büyüyor, her parti olaydan nemalanmaya çalışıyor. Ama bu olayın başbakanımızın iddia ettigi gibi Cehape ile ilgisi yok, evet bir kısmı CHP'ye oy veren kitle olabilir ama orada bir çok insanın sesi var. Akp'ye oy vereni de orada, Bdp'ye de. Bu olay bir sivil direniş, keşke bunu anlayabilse padişahımız da. Sivil direniş de ancak diktatörlüğe karşı uyanır, baskıya yeter der. Madem başbakan bizim başbakanımız olmak istemiyor, kendi bilir. Olayları bu noktaya getirmemeli, bizi siz biz diye ayırmamalıydı. Ama yaptı. Kendi yüzde ellisi ile ona mutluluklar. Ama unutmasın ki, hiç bir Müslüman da yapılan bu işkenceye sessiz kalmaz. Dürüst, yürekten mümin olmak, sadece alkolü yasaklamakla olmaz, gerçek dindar kimseye zulmetmez.

Sözlerimi bitirirken önce çapulcu marjinal kardeşlerimin gözlerinden, onlara yemek taşıyan teyzelerimin ellerinden öperim. Çektiğimiz acılar, alınan canlar yeter artık. Gezi Parkı şimdilik sakin, ama Ankara, Hatay, Rize, Dersim buradaki şiddetler de dursun, oralarda da halaylar çekilsin. İleri demokrasi nasıl oluyor bir de biz tadalım artık. Çok sevgili Seda ablamın temennileri ile konuyu bağlamak isterim kendisi aslında aşağıda dedikleri ile çoğunluğun sesidir belki de, ayyaş kalın.

"Neden #direniyorum ben kişisel olarak kendi sebeplerimi yazdım!
1) Ben içki içmiyorum,hatta içkili yerlere bile girmiyorum. Ben ayrımcılık yapmıyorum herkesi eşit görüyorum.
2) Ben askeri siyasette asla istemiyorum! Kemal Kılıçdaroğlu'nu onaylamıyorum.Mustafa Kemal'in askeri degilim kendi hür irademle #direniyorum
3) Hicbir örgütle partiyle bağım yok, sadece okuyorum. Allah'ı kul hakkını, tasavvufu Müslüman geçinenlerden daha iyi biliyorum
4) Şimdiye kadar azınlıklara, Alevilere,Kürtlere, Ermenilere yapılan zulmü görüp; barış sürecini destekliyorum. Hatta genişletilmeli diyorum.
5) Toplum içinde ve dışında da dahi kimsenin kucağına oturup 'ahlaksız' tavırlarda bulunmuyorum!Kürtaja karşıyım evet ama yasaklanmasına daha cok karşıyım
6) Ömrümde taş atmadım, şiddeti asla savunmadım. Her türlü şiddete karşı oldum. Her zaman insanları sevmesem bile saygı duydum!
7) Ben kötülük de olsa yapanın elbette bir sebebi vardir, belki cocuğuna ekmek götürüyordur,sevdikleri vardır diye dinlemeden yargılamıyorum O zaman ben niye #direniyorum ? Bunu neden görmek istemiyorsunuz? Demokrasi ve insan hakkı istiyoruz! #direngeziparki"

Sevgiler, Seda Ablanız ve sadık direnişçi Şaperon

4 Nisan 2013 Perşembe

Dikkat Bu Yazı +18 Yorumlar İçerir

Uzuuuuun zamandır buraları ihmal ettiysem de dizilerimi unuttum sanmayın. Fakat artık o kadar sinirleniyorum ki izlerken, izleyicinin gerizekalı yerine konulmasından valla ruh hastası oldum. Bu yüzden bugünkü yazımı mazur görün, kum torbası muamelesi yapıyorum an itibarı ile.

Muhteşem Yüzyıl’dan başlayalım sopaya. Meral Okay’ın kemikleri sızım sızım sızlamıyorsa ben de neyim! Verdiler senaryoyu bir adama, oldu mu sana Kavak Yelleri 1539. Tekrara düşe düşe bir hal oldular be! Her hafta Kukusu Kurumuş Kızlar Grubu bir komplo planlarına girişir ve fakat tam Hürrem yenildi/öldü/öldürüldü/uçtu/kaçtı/delirdi derken yeniden küllerinden doğar. Grubun CEO’su Gülfem sürekli kankası Hatice’nin “mazur görülmesi” dileği ile Kanuni’ye ayak yapar, Cadı Sila saçlı Şah Sultan “yine mi elinize yüzünüze bulaştırdınız bee çekilin üstada bırakın” edası ile bunların boklu kıçlarını toplar. Sonuçta sıfıra sıfır elde var sıfır, düzen devam eder, ne Lost’tan çalının kötü kopya kara dumanlar ne tütsüler kar eder bu “mendebuuur” Hürrem’e. Hatice’ye Bakırköy’ün taştan yolları gözükür hafiften. Kanuni bile bunların derdinin erkeksizlik olduğunu anlamış olacak ki halvetsizlik başına vurmuş Hatice’yi evlendirmek ister, e Hatice Juan Carlos tipli İbo’dan sonra mahalle berberi kılıklı Hüsrev’i beğenmez (ki şu haline fazla bile, ancak ben Devlet-i Aliye’yim diye kıçını yırt sen, popişimin hanedan mensubu). Nigar desen zaten düz duvara tırmanıyor, korkuyorum ki Beyazıd’a falan iş atacak. Gülfem ve Mahidevran ezeli onur başkanları bu tayfanın, Mahidevran’ın Hürrem’den daha çok çökmesinin nedeni halvetsizlik valla, verseler de kurtulsak!

Dizinin ergenleri zaten başlı başına ayrı yazı konusu. Aslı olmuş Mihrimah “bnm bbm padi$ah yeaa” tadında liseli tiki grubun başkanı sanıyor kendini. Kankası ile araları da açıldı, kızı yerden yere vurdu pekmezi akıttı. E Esmahan da eksik kalır mı, hemen Blair Waldorf atağı ile öne geçti; Mihrimah’ın aşk mektubunu cümle alemin diline düşürdü. Kaşlarını Bali Bey ile aynı yerde aldıran Mehmet sadece kardeşlerini azarlayıp ona buna göz süzüyor, Selim desen tıkınsın alem yapsın (foreshadow), Bayezid tamamen farklı bir kafada. Yahu sen kimsin koskoca cihan padişahı babana gider yapıyorsun? Adam fasulye ayıklar gibi kelle alıyor be, sen ancak “bna ne yeaaa bna nee ben de sefere gitceeem yne kaçarım yine kaçarım hıh” diye atarlanıyorsun? Vallahi rahmetli Validem haklıymış, kadından sonra düzen nizam kalmadı çocuklarına bile bakamaz oldu Hürrem entrika planlamaktan. Bir tek Cihangir’e zaafım var, onu da isyan ettirdiler bu hafta “anneeeğ bir dinle bee” diye böğürdü çocuk resmen kendini taktırmak için.

Paşaların hiçbirinde ışıltı yok zate, Pargalı’dan sonra Divan’ın ışığı söndü gitti :(( Ayas(z?) kötü bir kopyadan başka bir şey olamadı, Lütfi Paşa desen karısı gösterip vermiyor azgınlık tavanda, Rüstem Erol Taş gibi alttan alta Mihrimah’a söz koymuş bir şerbete hap atması eksik. Mimar Sinan diye de Memati geldi tam oldu, haraca bağlar topunu. Kanuni kafasını taşlara vuruyordur artık ne yapacağım ben bu eziklerle ya, sefere mi gidilir diye.
Görüldüğü gibi dizinin akıbeti konusunda çok dertliyim, madem bu sezon bitirecekler adam gibi hızlı hızlı Mehmet’in Mustafa’nın sonunu getirseler, efendim Rüstem’i Mihrimah ile evlendirseler ya! Bu gidişle pembe dizi gibi uzayıp gider, hiçbirinin sonunu göremeden yaşlanır gideriz biz, sonu da torunlarıma miras kalır.

22 Ocak 2013 Salı

Dünyaya İki İbrahim Geldi, Biri Putları Yıktı Diğeri Putları Dikti; Figani


Hürrem'in düşleri gerçek oldu, İbrahim hakkın rahmetine kavuştu. Hürremciler bayram ederken İbrahimciler ve Mahidevrancılar kahroldu. İbrahim'in Şehzadebaşı Cami'ndeki türbesi doldu taştı, Hürrem aleyhtarları hemen suçu Hürrem'e buldu. Peki gerçekte neler oldu? İbrahim'in katili Kanuni mi, Hürrem mi yoksa kendi öz be öz egosu mu?

Hürrem İbrahim'den neden nefret ediyordu? Sadece iktidarına karşı rakip miydi yoksa Mahidevran'ın tarafında olduğundan dolayı mı nefret ediyordu? "Süleyman'ın Son Rüyası" kitabı ve Alain Paris başta olmak üzere bir çok yazarın iddiası farklı yönde aslında. Hürrem'in İbrahim'e aşık olduğu ve fakat İbrahim'in bu aşkı karşılıksız bırakarak onu Süleyman'a cariye olarak hediye etmesinin bu aşkı nefrete döndürdüğü söylenir. Süleyman'ı kendine aşık ederek İbrahim'den intikamını Süleyman'ı kullanıp onu gözden düşürerek alır böylece Hürrem Haseki Sultan. Bazı şehir efsaneleri Sarı Selim olarak bilinen İkinci Selim'in de İbrahim'den olduğunu öne sürerler. Koskoca Kanuni Sultan Süleyman'ın sarhoş, karı kız peşinde koşan, hamamda cariye kovalarken düşüp kafayı kırıp hakkın rahmetine kavuşan oğlu mu olurmuş? Kanuni'ye Selim'i yakıştıramayan halkın ortaya çıkardığı hikayeler olduğunu düşünsem de ateş olmayan yerden duman çıkmaz, kimbilir?

Hatice'nin son fragmandaki atarı, elbette beklenen bir tepkiydi. Biricik kocasını, aşkını toprağa veren Hatice, abisini babaları Yavuz Sultan Selim'e benzetti. Neden? Yavuz adını yiğitliğinden değil zalimliğinden alıyordu zira. Zamanında en küçük kardeş olarak tahta en uzak insan olan Yavuz, kardeşleri ile iç savaşa girmiş, babası İkinci Bayezid'i tahttan indirmiştir. Paranoyak bir kişiliğe de sahip olan Yavuz, sonunda oğullarını düşman bellemiş, kalan tek oğlu Süleyman'ı da daha önceki bölümlerde izlediğimiz üzere zehirli kaftan göndererek öldürmeye kalkmıştır. Babasının paranoyasının abisine de geçtiğini düşünen Hatice, yok yere kocasının öldürüldüğüne inanarak abisini aynı paranoyanın kurbanı olmakla suçlamıştır.

Peki Süleyman ne kadar paranoyak idi İbrahim konusunda? Gerçekten Hürrem yüzünden mi kıymıştı en iyi arkadaşının canına? Hayranları İbrahim'i savunsalar da İbrahim sütten çıkma ak kaşık değil şimdi arkadaşlar. Aslan Terbiyecisi hikayesinin doğruluğu tartışılır fakat İbrahim'in Doğu seferinde kendine Sultan Otağı kurdurduğu, Sultan İbrahim dedirttiği ve hatta fermanlar gonderip Sultan İbrahim olarak tuğra bastırdığı bilinen gerçekler arasında. Yani kimse İbrahim'i savunmasın, yaptıkları ile Süleyman gibi adamı çileden çıkartmış. Hürrem'in de payı yadsınamaz elbette, İbrahim ekmeğine yağ sürmüş bol bol. Kendi düşen ağlamaz İbrahim, en sevdiğin soruyu sana sormak isterim şimdi "Kimsin sen be adam?"

Pargalı'nın ölümü Osmanlı'ya ne getirdi, ne kaybettirdi peki? Pargalı, Osmanlı'nın batı yüzü idi, filozofuydu, belki de fikirleri ve fethetme azmi Osmanlı'yı İtalya'ya, Vatikan'a ve hatta Amerika'ya götürecekti. Buradan iddia etmek kolay tabi, belki de oturdukları yerde sayacaktı Osmanlı. Fakat İbrahim'den sonra Mustafa'nın da ölümü ile Osmanlı batı hayallerinden geri kaldı, doğuya yöneldi Kanuni de. Sokullu Mehmet Paşa dahil hiç kimse Süleyman'ı anlayamadı, fikir veremedi, yönlendiremedi. Osmanlı'nın batı ile ilişkisi en aza indi, ne batılı aydın kitaplarını okudu ulema kökenli paşalar, vezirler ne de padişahlar Kanuni ile Pargalı'nın ilişkisini yakalayabildiler adamları ile.

Son olarak Pargalı'nın ölümü ile ilgili şunları belirtmek isterim, İbrahim dizideki gibi telle değil, ipek eşarp ile boğulmustur. Bu neden önemlidir? Zira sadece hanedan üyeleri böyle öldürülme ayrıcalığına sahiptir çünkü soylu kanları vardır ve dökülemez. Onun dışında kim öldürülerse öldürülsün idam edilmek ya da asılmak zorundadır. Bu öldürülme şekli olurken bile Süleyman'ın İbrahim'e verdigi değeri gösterir. Tarihe göre, Hürrem'in İbrahim'in öldürüleceğiden haberi vardı, hatta Hatice, Süleyman, Hürrem ve İbrahim hep beraber iftar yaptılar. Sonrasında Hürrem Suleyman'ın kararından dönmesini engellemek için onunla beraber kalırken, kapıdaki ağalar Hatice'nin dışarı çıkmasını önlediler. Yani Süleyman son dakika kararını değiştirse bile onun yanında dönmesini engelleyen Hürrem vardı,İbrahim ne kadar yalvarırsa yalvarsın.

Pargalı'nın katillerinin ninjalara benzemesi ve kürklü ugg giymeleri komedi unsuru olurken, Şah Sultan'ın ilk geldiği bölümdeki french ojeleri de dikkatten kaçmadı. Suskunlar dizisinin tüm oyuncuları da yavaştan Muhteşem Yüzyıl'a geçiyor sanırım. Lütfi Paşa da zalimliği ile bilinen bir zattı, İbrahim gibi batılı bir yüz değil, tam tersi bağnazlığın sembolü idi. Öyle ya da böyle, bir devir kapandı Süleyman'nin 46 yıllık iktidarında. Artık Hürrem'i de kimse tutamaz a dostlar, şampiyon belli ikinci kim?

9 Ocak 2013 Çarşamba

Bu Da Benim Oyum; Tuba Mı Beren Mi?

Yeni yıla iddialı giren Kanal D ve Star Tv ekrana sürdükleri işler ile adlarından söz ettirmeye devam ediyorlar. Beren Saat'i de Tuba Büyüküstün'ü de beğenerek izleyen biri olarak heyecanla iki diziyi de izledim. Bunu okumaktan hoşlanmayanlar olabilir ama maalesef iki dizi de bende beklediğim etkiyi yaratmadı. Sanırım Ay Yapım bir yandan, yabancısını beğendiğim Revenge bir yandan beklentilerimi çok yükselttiler. Ha diziler kaldırılır mı asla, izleyici iki yüzü de özlemiş, ekranların da entrikaya ihtiyacı vardı.

İntikam'ın en büyük eksiği ile başlamak istiyorum sözlerime; Toygar Işıklı faktörü. Beren Saat'in bugüne kadar oynadığı her dizide arka fonda hep yumuşak ya da gergin nağmeleri ile duymaya alışık olduğumuz Işıklı ezgileri bu dizide yok. Yapım şirketinin farklı olması nedeni ile bu müziklerden uzak kaldık. Ve fakat, zenginlerin dünyası ve entrika dendi mi bende hep bir Toygar Işıklı sevgisi uyanır. Bu sefer büyük eksiklik var izlerken. Müzikleri kim yapıyorsa hiç olmamış anlayacağınız, otur sıfır.

Senaryosu bir filmden uyarlama olduğu icin gereğinden yavaş giden 20 Dakika'nın avantajı ise müzikleri. Ve fakat bu da bu diziyi kurtarmaya yetmeyecek, zira olay akışı çok zayıf. Tamam hapishane işkenceleri gösterilecek, Melek'in yaşadığı dram verilecek, Ali'nin geçireceği evrimi göreceğiz ama ikinci bölüm boyunca neredeyse 0 ilerleme gördük. İntikam, 20 Dakika'ya göre çok daha hızlı ilerliyor doğal olarak. İkinci bölümde bizim ailenin yarısına fenalıklar geldi izlerken 20 Dakika'yı, yaratılmaya çalışılan Ezel havası bu dizide cok tutmadı sanki.

Ama bu entrika İntikam'a yeterli olmayacak bence. Nejat İşler'in her dizinin ikinci sezonunda sıkılıp diziyi bırakma huyunu unutmuş sanırım zavallı yapımcılar, Aliye gibi yapımı bırakan İşler acaba bu dizide kaç bölüm dayanabilecek? Zamanlama hatalarına ve mantıksal hatalara değinmek de istemiyorum pek, zaten Şahika karakteri beni yeterince üzdü. Asla bir Victoria değil, olamaz. Çünkü Victoria her şeyiyle Firdevs Yöreoğlu'nun ABD'de vücut bulmuş hali idi, ve hatta bir Sümbül Karadağ'ın Hamptons versiyonudur. Arzu Gamze Kılınç ise naif suratı ve minyon tipi ile hükümet gibi kadın olan Queen V'yi canlandırırken içimden birşeyler koptu adeta. Gönülçelen dizisinde kendisini çok beğenirdim, yanlış anlaşılmasın ama bu rol için uygun insan değildir.

Ve kostümler.. Beren Saat'in zengin, şaaşalı kadın imajını özleyen seyirciye kostümler hakaret gibi olmuş kusura bakmasın kimse. Tamam Bihter'den farklı bir imaj verilmeye çalışılmış ama ilk bölümdeki korkunç sarı mıdır hardal mıdır nedir belli olmayan pantolon hala gözümden gitmiyor. Acilen doğru dürüst giydirilmesini talep ediyorum, yoksa asla bir Bihter Ziyagil fenomenliği olamayacak, Bihter kolyesi, çizmesi, yüzüğü gibi aksesuarlardan eksik kalacağız.

Oyunculuklara gelirsek, her zaman Beren'i oyuncu olarak daha başarılı bulsam da Tuba'nın zorda kalmış, çaresiz kadın rolünü beğendim, kendini geliştirmiş. Beren ise Fatmagül'ün sessizliği ile Bihter'in cadılığı arasında bir yerde gibi, resmen konuşmadan bölümü tamamladı ama işin kötüsü mimikler de pek olmamış be gülüm. İlerleyen bölümlerde kendini bulmasını umuyorum, zira Beren Saat Türkiye'de geleceği çok parlak bir oyuncu. Tuba'nın ise her daim Pantene reklamlarından fırlamış gibi duran perde misali ipek saçları tuvalet ovalarken biraz göze batmadı değil. Böyle detaylara dikkat edelim lütfen hapishane burası mahkumun sürekli bakımlı olmasını beklemek saçma.

Ha Tuba mı Beren mi derseniz, açıkçası şu anda ikisi de değil. Bu aralar favorim Kayıp Şehir'in delikanlı fahişesi Aysel'dir. Gökçe Bahadır oyunculuğu ile kimse kusura bakmasın ama ikisine de basar, basmaktadır ve hatta basmıştır.

5 Ocak 2013 Cumartesi

2012'nin En Saçma Enleri

2012'yi geride bıraktık, dizilerin bazıları yeni yılı görürken bazıları kayboldu gitti arşivlerin tozlu sayfalarında. Peki hangi dizi ne etki bıraktı bizde, hangi karakter gönüllere girdi hangisinden sokakta toplu dayak atacak kadar nefret ettik? Sizin için nacizane yılın enlerini seçtim bakalım katılacak mısınız?

Bu yılın en sinir bozucu kötüsü Karadayı'nın Savcısı Cancağızım Turgut oldu. Bu daldaki kadın ödülü içlerinde kötülükten başka bir şey olmayan 3 kadın arasındaki rekabet sonucu Caroline'e gitti. Ama Yer Gök Aşk'ın Hamiyet'i ile Lale Devri Zümrüt'ü de bu dalda fena kapıştılar.

Bu yılın en kankamız canımız ciğerimiz, gelsin beraber çekirdek çitletelim oyuncusu Yalan Dünya Zerrin oldu. Erkekte ise bu rol taklitleri ile mahalle delikanlılığına taş çıkaran Kuzey'e gitti. En beraber entrika çevirelim , içimizdeki kötülüğü çıkaran oyuncusu Yer Gök Aşk'taki ortağımız biricik Teyze'miz Sultan. Sinir bozucu kötü olur da sevimli kötü olmaz mı? Erkekte en sevimli kötü Dila Hanım'in psikopatı aşkı için dünyayı deviren Azer olurken kadında cadılığı ile gönlümüze taht kuran Hürrem ipi göğüsledi.

Dizi aleminin aşk hayatı en şanslı kadını Cemile oldu. Maşallah bereket tanrıçası gibi, her sezon yeni aşka yelken açıyor. Saçına başına ak düşmüş, her çocuğu ayrı sürünürken kadın pembe dizi karakteri gibi aşk yaşıyor. Dizi aleminin en suratına iki tane çarpılası karakteri Lale Devri Toprak olurken bırakın dizileri, dünyanın en safı olan ve holdingi değil limon tezgahını nasıl yöneteceğini bilemeyecek mal karakteri Çınar oluyor.

Dizi aleminin bu seneye damgasını vuran şarkısı Yalan Dünya Antakya'nın Saf Kızı Gülistan türküsü oluyor. Söz Yalan Dünya'dan açılmışken en beni evlat edinsinler de beraber saçmalasak ailesi bu yıl Karakaş ailesi, Nurhayat Bünyamin Karakaş oluyor. Bu yılın en teknolojiden bihaber elinde iphone'u altında BMW'si olup da Google'a düşmanın adını yazıp aratmaktan acizi Dila Hanın olurken, sadece 2012'nin değil sezonlardır ailemizin fettan gelini ödülü yine Dila Hanım'dan Sultan'a gidiyor.

Bu alemlerin en nabza göre şerbet veren, jet hızıyla şerit değiştireni Kuzey Güney'in elbezi Handan'ı olurken en doğal oyuncu ödülü yine bu dizideki taksici Yunus'a gidiyor. Değil bu yıl 15 yıl yayınlansa çözülemez dizi yumağı Dila Hanım dizisi olurken en saçmalamaya başlamış bitsin dizi kategorisinde ipi başrol oyuncularının hepsi ölmüş tamamen farklı bir kadroyla devam eden Yer Gök Aşk göğüslüyor.

2012'nin yüzü bir saniye gülse yirmi gün bahtı kapanan gözünden yaş eksilmeyen karakteri Benim İçin Üzülme'deki Buke olurken, bu alemde gördüğüm en itici Karadeniz tipi yine aynı diziden Şahin oluyor. Erken kaldırılmasına rağmen kulaklarımdan iğrenç desinin hala silinmediği, duyup duyabileceğiniz en kötü dublaji Ağır Roman Yeni Dünya'nın başrolü Cunyır Salih yaptı bu sene. En kuaför tipi olmayan kuaför ödülü, ne kaşı alınmış ne balyajı röflesi olan dedikodudan anlamayan "böyle kuaför mü olur arkadaş" dedirten Ağır Roman Yeni Dünya oyuncusu Kara Leyla'ya gidiyor.

Bu senenin en gerçekçi dizisi Kayıp Şehir olurken, en gerçekçi olmayan dizimiz ise Muhteşem Yüzyıl oluyor. Neden diye sorarsanız Tayyip haklı arkadaş. Bir dönemde herkes mi yakışıklı herkes mi güzel olur? Asıl dizinin yanlış tanıttığı nokta bu. Tabi ki ecdadımızı yanlış tanıtıyorsunuz! Koca burunlu yerden bitme kara kuru olan Osmanlı olmuş bir Biscolata soyu, Victoria Secrets defilesi anacım. Hayır Abdülhamit'i falan görmesek inanalım da güzel ırk olduklarına, neyse.

Değil 2012'nin alemlerinin en "tırnaksızı" Güney olurken, en irite edici aksan ödülü "Hönkarım" Firuze'nin oluyor. En yaşından kart göstereni Mihrimah Sultan olurken en hidayete ermiş ödülü Süleyman'cığıma gidiyor. Ekranların başarılı fahişesi Aysel olurken en başarısızı Ağır Roman Yeni Dünya Tina oluyor maalesef. Yayınlandığı bölüm itibariyle Twitter alemine damgasını vuran dizi İntikam olurken ekranların en yeni Biscolatası Şehzade Mehmet oluyor.

Hala arkasından yas tutup kıyafetlerini özlediğimiz kötülüğüne kurban en yeri doldurulamaz karakter Lale Devri Yeşim oluyor, Allah rahmet eylesin. En Gerçek dünyada asla survive edemeyecek kadar saf ve mal çifti çınar tabi ki de Çınar-Toprak Ilgaz olurken, en birbirine yakışan çifti ancak öbür dünyada kavuşabilen Havva ile Yusuf oluyor.

Ekranların 3 sezondur en döneği kimi tuttuğu belli olmayan üç sezondur yuvarlanıp gideni bu sene de Nigar oldu. Bu sezon hayatımızı giren Huzur Sokağı Şükran ise ekranların en melek ve hatta gereksiz melek karakteri olmuş oluyor. Senenin en eli böğründe kalanı Feriha rolünden havaya girip Son Yaz Balkanlar ile patlayan Feriha oluyor. Yeni sezonun en talihsiz kaldırılanı Veda olurken, en donuk ağlayan rolünü Huzur Sokağı Feyza üstleniyor. En bukalemun gibi rolden role gireni Kötü Yol'daki Reşat iken 20 Dakika'da Ali olan İlker Aksum oluyor. Ve son olarak bu sene hayatımıza giren en büyümüş de küçülmüş fındık kurdu karakteri ödülü Öyle Bir Geçer Zaman Ki'nin minik yıldızı Deniz Yıldız Talaşoğlu'na gidiyor.