7 Haziran 2013 Cuma

Bir Çapulcunun Anıları

Yıl 1968, öğrenciler yürüyor.Ortalık karışık, dönemin önemli siyasetçilerinden Süleyman Demirel'e sormuşlar "Sayın Demirel öğrenciler yürüyormuş bu konuda ne düşünüyorsunuz?" Demirel tarihe geçecek cevabını verir "Yürüsünler efendim, yollar yürümekle aşınmaz"

Bir ODTU'lü olan babamın Gezi Parkı direnişine cevabı sürekli bu anekdotu anlatmak oluyor. Olayı her tartıştığımızda 76-80 arası siyasi kimliği ile en önde olan ODTÜ'nün bir neferi olan babam, bu harekete farklı açılardan bakıyor, sonuca bizim kadar yürekten inanmıyor sanırım. Ne olursa olsun hangi sonuca ulaşırsa ulaşsın bu hareket bizim için çok daha fazlasını ifade ediyor.

50ler 60ler 70ler... Öğrencinin politika ile tanıştığı, kaynaştığı, dünya gençliği ile birlikte farklı bir düzen hayal ettiği zamanlar. Kardeşlik, dostluk , eşitlik, emek hırsızlığı, kapitalizim deyip yollara düşen 68 kuşağı, hüsrana uğradı Türkiye'de.

68 kuşağının çocukları, biz, 90lilar bu memleketin gelmiş geçmis en apolitize kuşağı-idik. Annelerimiz babalarımız bizi pamuklara sarıp büyüttü, "Aman bizim başımıza gelenler onların da başına gelmesin" diye bizi politikadan nasıl uzak tutacaklarını şaşırdılar. Böylece hayatı kendilerinden ibaret olan, marka meraklısı, dünya gündeminden uzak Twitter, Facebook bağımlısı gençlik oluştu. Ta ki 31 Mayıs günü, Gezi Parkı olayları patlak verene kadar. Neydi bizi sokaklara döken? Neydi iktidarın baskısını ensemizde hissettiren?

Bu bir birikim aslında. Özgürlük, demokrasi, birlik oradaki insanların tek derdi. Hani sürekli ekonomimiz ile övünüp "Muasır medeniyetler seviyesine" geldigimizi iddia ediyoruz ya, ellerindeki tek sav o da ondan. Ekonomiyi iyileştirmek bir toplumu ileri seviyeye götürür mü? Eğer beraberinde her türlü eylemi, söz hakkını, özgürlüğü kısıtlıyorsan hayır. Hani iktidarın iddia ettiği demokrasi? İktidara gelirken bir çok insanı böyle ikna etmediler mı? Muhazafar kesimi de, eski solcusu da, yolcusu da, inananı da inanmayanı da bu vaatlere kanmadı mı? Bizim için daha temiz,daha kardeşçe bir dünya yaratacaklarını iddia eden hükümet şimdi nerede? Kim verecek buradaki vahşetin hesabını?

Halbuki bir kaç düzine insanın sade ve sadece İstanbul'un ortasında nefes alacak üç beş alandan birini koruması istegi ile başladı her şey. Ellerinde kitapları, tek istedikleri oradaki ağaçları korumaktı bu insanların. Bu mu hükumetin karşı olduğu şey? Doğal alan isteği mı? İş büyüdü, polisler, bibergazları, barikatlar ve hayatımıza son bir haftada girmiş olan tomalar. Kahramanlıkları ile evimize hırsız girse ilk aranacak listesine birinci sıradan yerleşen Çarşı grubu. Çığ gibi büyüyen eylemlere her kesimden verilen destek, tencereler tavalar, bayraklar, türbanlısı, 70lik gazileri, evden gelen nineleri, laik amcaları, Atatürkçü Beyaz Türkleri, Kürtleri Türkleri Azerileri gayleri lezbiyenleri... Sayın başbakan kimsenin yapamadığını yaptı,halkı birleştirdi. Yıllardır ayrı gayrı yaşayan, birbirinin suratına bakmayan insanlar bir anda kardeş oldu, dost oldu, anne baba oldu birbirlerine. Biber gazını beraber yediler, beraber limon sıktılar gözlerine. Talcidlerini paylaştılar, Tomadan su yediler. En önemlisi birbirlerini anlamayı öğrendiler. Günlerdir Gezi Park'ta yatıp kalkanlar simitlerini paylaşırken birbirlerini dinlemeyi öğrendiler. Konuştular, aslında ne istediklerini hayattan ne beklediklerini söylediler birbirlerine. LGBT üyeleri türbanlı kardeşleri ile kucaklaştı, komünist kolları Kürtler ile aynı sofrayı paylaştı. Aslında herkes, diğer yarısının orada olduğunu öğrendi. Herkes özgürce yaşamak istiyordu.

Ne ateist Müslüman kardeşinin namazına karıştı, başında nöbet bile tuttu namaz kılarken rahatsız olmasın diye. Gayler lezbiyenler slogan atarken laik teyzeler destek verdi, bağırdı. Benim kısacık hayatımda hiç görmediğim temiz ve kardeşçe bir ortam yaşandı ilk defa. Kimse çöpünü yere atmadı, herkes yemeğini suyunu paylaştı geceleri. Yoldaş artık özgürlük savaşçısı manasında geldi, bu ülke herkes için eşitlik istiyor artık. Alkol yasağını başı kapalı arkadaşlarımız da desteklemiyor, üniversitelerde zamanında olan türban yasağını da solcu gruplar.

Evet olay üç beş ağaç degil artık Recebim. Olay insan hakları ihlali, istediğimiz gibi yaşama hakkımızın, konuşma özgürlüğümüzün elimizden alınması. Peki ne öğrendik? Penguenlere destek vermeyi (#direnantartika), başbakanımızın artık dönülmez noktaya ulaştığını, Faşizmin bitmediğini sadece şekil değiştirdiğini, bir çok markanın gercek yüzünü, paranın insana neler yaptırabileceğini, Garanti GM'sinin de çapulcu olduğunu, tek olumlu gelişme olan ekonominin de borsa ile dibe vurduğunu, evde duran yüzde ellinin sms emirleri ile bile sloganları ezberleyemediğini, Halk TV dışında kanal izlenmemesi gerektiğini, 17 parça TC gönüllüleri setini, 124 harf ile 7 gazetenin tıpatıp aynı başlığı atabildiğini. Hane başına 27 Cem Yılmaz düştügünü , biber gazının halkın espri seviyesini yükseltmeye bire bir olduğunu, tencere tavanın yemek pişirme dışındaki yararını, Şirinler Köyü gibi yasamanın mümkün olduğunu öğrendik.

Bu eylem nereye gider bilinmez, umutlar kırılmaya başladı mı, evet maalesef. Çözümsüzlük gitgide büyüyor, her parti olaydan nemalanmaya çalışıyor. Ama bu olayın başbakanımızın iddia ettigi gibi Cehape ile ilgisi yok, evet bir kısmı CHP'ye oy veren kitle olabilir ama orada bir çok insanın sesi var. Akp'ye oy vereni de orada, Bdp'ye de. Bu olay bir sivil direniş, keşke bunu anlayabilse padişahımız da. Sivil direniş de ancak diktatörlüğe karşı uyanır, baskıya yeter der. Madem başbakan bizim başbakanımız olmak istemiyor, kendi bilir. Olayları bu noktaya getirmemeli, bizi siz biz diye ayırmamalıydı. Ama yaptı. Kendi yüzde ellisi ile ona mutluluklar. Ama unutmasın ki, hiç bir Müslüman da yapılan bu işkenceye sessiz kalmaz. Dürüst, yürekten mümin olmak, sadece alkolü yasaklamakla olmaz, gerçek dindar kimseye zulmetmez.

Sözlerimi bitirirken önce çapulcu marjinal kardeşlerimin gözlerinden, onlara yemek taşıyan teyzelerimin ellerinden öperim. Çektiğimiz acılar, alınan canlar yeter artık. Gezi Parkı şimdilik sakin, ama Ankara, Hatay, Rize, Dersim buradaki şiddetler de dursun, oralarda da halaylar çekilsin. İleri demokrasi nasıl oluyor bir de biz tadalım artık. Çok sevgili Seda ablamın temennileri ile konuyu bağlamak isterim kendisi aslında aşağıda dedikleri ile çoğunluğun sesidir belki de, ayyaş kalın.

"Neden #direniyorum ben kişisel olarak kendi sebeplerimi yazdım!
1) Ben içki içmiyorum,hatta içkili yerlere bile girmiyorum. Ben ayrımcılık yapmıyorum herkesi eşit görüyorum.
2) Ben askeri siyasette asla istemiyorum! Kemal Kılıçdaroğlu'nu onaylamıyorum.Mustafa Kemal'in askeri degilim kendi hür irademle #direniyorum
3) Hicbir örgütle partiyle bağım yok, sadece okuyorum. Allah'ı kul hakkını, tasavvufu Müslüman geçinenlerden daha iyi biliyorum
4) Şimdiye kadar azınlıklara, Alevilere,Kürtlere, Ermenilere yapılan zulmü görüp; barış sürecini destekliyorum. Hatta genişletilmeli diyorum.
5) Toplum içinde ve dışında da dahi kimsenin kucağına oturup 'ahlaksız' tavırlarda bulunmuyorum!Kürtaja karşıyım evet ama yasaklanmasına daha cok karşıyım
6) Ömrümde taş atmadım, şiddeti asla savunmadım. Her türlü şiddete karşı oldum. Her zaman insanları sevmesem bile saygı duydum!
7) Ben kötülük de olsa yapanın elbette bir sebebi vardir, belki cocuğuna ekmek götürüyordur,sevdikleri vardır diye dinlemeden yargılamıyorum O zaman ben niye #direniyorum ? Bunu neden görmek istemiyorsunuz? Demokrasi ve insan hakkı istiyoruz! #direngeziparki"

Sevgiler, Seda Ablanız ve sadık direnişçi Şaperon

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder