Hep dizilerden konuştuğumuz yeter, biraz da hayatın güzelliklerine bakalım dedik ve bu haftasonu favori yemek mekanlarımdan biri olan meşhur Siirt Büryan Kebabı yemek için Fatih'e gittik. Yemek için yaptığımız fedakarlıklar görülmeye değerdi, etek giymiş arkadaşım, kod adı Sarışın, yanına uzun palto almak zorunda kaldı, en muhafazakar kıyafetler giyildi, ses ayarlarımızı bile -ki genelde baya yüksektir- kıstık.
Fatih deyince sizin de aklınıza aynı imaj geliyor mu bilmiyorum; muhafazakârlık seviyesinin yüksek olduğu,İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin varlığından dolayı AKP'nin kalelerinden biri olarak bilinçaltıma işlemiş, dikkatli olmamızı gerektiren bir yer sanki. Dört bir yandaki camilerden ve nerdeyse sıfır olan başı açık kadın oranından zaten hiç bahsetmeyeceğim, dedim ya olayımız sadece yemek yemek. İstanbul'daki en meşhur Büryan lokantaları burada, kocaman bir alan surların dibinde, yoğunlukla Siirt mutfağı var. Burası halk arasında "Kadınlar Pazarı/Çarşısı" olarak da bilinirmiş eskiden. Günün bombası da bu bilgi üzerinden geldi zaten. Her fırsatta doğulu insan ve yemek sevgisini ortaya koyan çok değerli arkadaşım, kod adı Seda Ablam, bağırarak "İşte benim memlekete geldik, buralar benim ortamlarım, şükür kavuşturana" gibi mutluluk ifade eden cümleler kurdu bütün sokak boyunca. Ancak daha geç gelen Kılcal arkadaşımızdan öğrendik ki, buranın "Kadınlar Pazarı" olarak anılmasının sebebi eskiden kadınların gezebildiği bir yer olması değil, kadınların 'satıldığı' yer olması imiş! Bu bilgi üzerine Seda Ablamın yaşadığı şoktan ve tüm çarşıya rezil olmamızı es geçiyorum.
Amacımızdan saptık yine,gelelim asıl konumuz olan kebaba. Şeref Büryan, kalite olarak diğerlerinden farklı olduğunu ortaya koyan lezzete sahip. Bilmeyenler için, Büryan nedir? Etin bir tarafı,yanı anlamına gelen 'biryan' kelimesinden türetilen Büryan Arapça'da Perive olarak bilinir, etin odun buharında tütsülenerek pişmesi temeline dayanıyor. 2.5 metrelik icinde odunun közü kalmış kuyularda, askılara asılıp sarkıtılarak çok uzun sürede pişiriliyor. İşlem sonunda etin sadece üçte biri kalıyor geriye.
Kuru kuruya yenir mi bu müthiş et? Yanına fes şeklinde servis edilen perde pilavı isteyin mutlaka. Dışı ince bir hamur olan pilavın içi biraz iç pilavı andırıyor ama tavuk bulunuyor farklı olarak. Yerken kabuğu garson tarafından o anda yarılıyor. Yanında geleneksel tasta verilen ayran, acılı ezme ve sumaklı soğan salatası ile mükemmel bir sunum ve lezzet yakalanıyor.
Sarışın arkadaşım yağlı yememekten yana kullansa da tercihini, asıl bereketi yağında bu etin, yoksa kuru kalıyor. Oradan tatlı yemek için gittiğimiz "Sur Tatlısı" ile meşhur Sur Kebap ise misafirperverlikte sınır tanımıyor, Seda Ablam soğuk yiyemediği için dondurmasız rica ettiğimiz Sur Tatlısı'na kaymak alıp eklettiriyorlar. Ama asıl tadı içinde saklı olan dondurması ile ortaya çıkan bu enfes peynirli tatlıyı da en kısa zamanda tatmanızı tavsiye ederiz. Her yerde ikram edilen çaylar eşliğinde, örnek sevgilisi ile Ruşen Amca'nın oğlu Sedat muamelesi gören arkadaşımın sevgilisi başta olmak üzere bir çok insanın kulaklarını çınlattığımız, bol dedikodulu bir yemek turu oldu. 5 kız olarak yeteri kadar dikkatleri çektiğimizi farkedip, saatin ilerlemesi ile yavaş yavaş tüydük Fatih'ten, arkasından konuşabilelim diye Kılcal'ı postaladık yolda ve dedikoduya Seda Ablam'ın evinde devam ettik.
En kısa zamanda denemeniz gereken bu lezzeti bilmeyenleriniz varsa onları bilgilendirmiş olmanın verdiği mutluluk mevcut şu anda. Yalnız yemeğin yan etkileri de mevcut; örneğin Sarışın ve "Ruşen Amcanın Gelini" kod adlı arkadaşların yedikleri yağdan dolayı beyin damarları tıkandı sanırım, hafif bir salaklık söz konusu oldu gecenin sonuna doğru. Dün kusacak kadar yemiş olmama rağmen yazıyı yazarken yine acıktım sanırım, umarım okurken siz de Büryan krizine falan girmemişsinizdir. İyi pazarlar!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder